Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Gerçi şimdi ayrı ayrı kasabalarda kardeşlerimi görüp, Nur hizmetinde bir cihette yardım etmek için, beş kardeşimizin benim için minnetsiz olarak aldıkları otomobil, bir cihette kırkbin lira kadar fâidesi ve lüzumu varken, kabûl etmediğimden zâhirî bir zarar zannedildi. Fakat neticesinde Nur şâkirdlerinin ellerinde kat'î bir hüccet oldu ki; dünya için ilme ve dine “zarûret var” diye zarar veren mu'teriz hocaları ve siyâsîleri, Risale‑i Nurun yüksek hakikati, dünyanın hiçbir menfaatine tenezzül edip âlet olmadığını, kat'î bir sûrette bu hâdise ile, – bir hüccet olarak – onları ilzam etmesine kuvvetli bir sened olan hàrika kerâmetinden daha kuvvetli bir bürhân hükmüne geçti. Hattâ çok evhâm eden ve Nurdan kaçan ve Nurun dünyanın hiçbir şeyine tenezzül etmediğine inanmayan, bir kısmı, şimdi kemâl-i teslîmiyetle Nurların hakikatine ve herşeyin fevkınde olduğunu teslîme mecbur oluyor. Demek o zararı da, İnâyet-i Hak, hakkımızda ehemmiyetli bir rahmete çevirdi.