بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ
وَاِنْ مِنْ شَيْءٍ اِلَّا يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِ
اَلسَّلَامُ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ اَبَدًا دَائِمًا
Azîz sıddık kardeşlerim Tahiri, Sabri, Salâhaddin, Mehmed, Mustafa!
Evvelâ: Bu gelen şühûr‑u selâsenin hürmetine ve Nur şâkirdlerinin sadâkat ve ihlâslarının hürmetine, çok ehemmiyetli, hakkımda bir sebeb-i itâb ve tokat bir hâdiseyi, tamire çalışacağız. Ve gücenmeyiniz. Şöyle ki: Bu gece hiç görmediğim bir itâb, bir tâzib sûretinde manevî bir şiddetli ihtar ile denildi ki:
“Dünyaya, zevke, keyfe tenezzül etmemekle Nurlardaki ihlâs ve istiğnâyı muhâfazaya mükelleftin ve bu asırda يَسْتَحِبُّونَ الْحَيٰوةَ الدُّنْيَا sırrıyla dünyayı dine tercih etmek ve bilerek elması şişeye tebdil etmek olan hastalığa, Nur vâsıtasıyla çalışmağa vazifedârdın. Yüz tecrübenizle de anladın ki, insanların hediyeleri, ihsânları, yardımları sana dokunuyor. Hattâ seni hasta ediyor. Her gün eserini, tecrübesini görüyorsun; senin en ziyâde i'timâd ettiğin ve Risale‑i Nurun fedâkâr kahramanlarının yüzlerini Risale-i Nurun hizmetinden ziyâde kendi istirahatine çevirmeğe sebebiyet verdin… İlâ âhir.” diye daha ma'nen çok söylenildi diye beni tam tekdir etti. Hattâ şimdi bir manevî tokattan dahi korkuyorum. Bu hâdisenin çare-i yegânesi; bu otomobili alan sizler ilân edeceksiniz ki, “Bu kardeşimiz Said, bunu kabûl edemedi; manevî, dehşetli bir zarar hissetti.”
İkincisi: Otomobil şimdi Konyalı Sabri’nin yanına gönderilmeli, oraya gitsin. O râzı olmazsa Medresetü'z‑Zehrâ erkânlarına gitsin. Sabri merak etmesin; her ay Nurlara onun hàrika hizmeti, bir otomobil fiatından ziyâdedir. Onun için gücenmesin.
Sâniyen: Kat'iyyen biliniz ki, bu dehşetli itâbı gördüğümün sebebi; istirahat için bir arzu nev'inde ve bir temennî tarzında, bir otomobil ile gezmeğe gittiğim vakitte, otomobilci dedi ki: “Küçücük otomobiller çıkmış, bin lira gibi bir fiatla satılıyor.”
Ben de temennî nev'inden dedim ki: “Keşke, öyle bir emânet küçük otomobil elimize geçseydi, sâir yerlerdeki Nurcu kardeşlerimi ziyaret etseydim.” demiştim.
Buna hakîki ve ciddi bir karar vermemiştim. Bir arzu iken; buradaki iki hàs kardeşimiz, bu arzuyu ciddi bir karar zannedip bin lira değil, dört bin liraya kadar fedâkârâne çalışmışlar. Buraya geldikleri vakit, yedi saat memnuniyetle telâkki edip, o arzuyu bir duâ‑yı makbûle zannettiğim hâlde, birden bu gecede manevî i'tirâz ve itâb gördüm. O arzumun hatâsını anladım. Hiç görmediğim bu tarz manevî itâbın üç sebebi var, başka vakit izâh edilecek.
Bu otomobili alan beş kardeşimiz kat'iyyen bilsinler ki, değil beşinin bir otomobili sadaka ve ihsân ve hediye etmişler, belki onların hayırlı niyetleri cihetinde Risale‑i Nur dâiresi hizmetinde herbiri tam bir otomobil fiatı kadar bir hediye bilfiil yapmışlar gibi ma'nen kabûl edildiğine bana bir işâret ve kanâat var. Mâdem kardeşlerim, sizin hàlisâne bu hizmetiniz hakkınızda böyle makbûliyet var; siz müteessir olmayınız. Beni de bu manevî itâbdan kurtarınız. Hem benim düstur-u hayatıma, hem Risale-i Nurun sırr-ı ihlâsına gelmek ihtimali bulunan zararı çabuk tamir ediniz. Hem o otomobil burada kalmasın. En büyük hisseyi veren zâtın yanına gitsin. Üç ehemmiyetli sebebi izâh ettiğim vakit, bu telâşımın hakikatini anlarsınız. Zâten hem şühûr-u selâse, hem üç ay, mühim mecmuaların çıkmasına kadar bütün dünya saltanatı verilse de bakmamağa mecburum. Şâyet otomobile verdiğiniz para tam çıkmazsa, o noksanını alâ külli hâl ben, herşeyimi satıp tekmîl etmeğe karar verdim.
Umumunuza selâm. Hakkınızı bana helâl ediniz. Ben de size helâl ediyorum.