Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Kastamonu Husrev’i ve Süleyman Rüşdü’sü olan Mehmed Feyzi ve Emin’in, üstadlarının Kastamonu’daki hayatının bir tarihçesini, hüsn‑ü zanla haddimden çok fazla senâlarını tebdil etmeyerek kabûlümün sebebi şudur ki:
Bugünlerde Afyon’un büyük memuru, bir çavuşu bana ihanete vâsıta yapıp güyâ teveccüh‑ü âmmeyi hakkımda kırarak; tâ bu vilâyet, Denizli, Isparta gibi Nurlara tam sâhib çıkmasın ve Nurlar parlamasın. Gerçi ben tahammül ettim, fakat buranın yeni şâkirdlerinin teessürlerinden müteessirdim. Düşünürken, Mehmed Feyzi’nin bu samîmâne ve âlimâne, hürmetkârâne mektûbu o herifin ve o âmirinin ihanetlerini yüzlerine vurup hiçe indirerek, teessürâtımı tam sildi, süpürdü. Binler derece o iki bedbahttan yüksek olan iki Nurcunun böyle medih ve hürmetleri, onların kanunsuz cebir ve ihanetlerinin aynı zamanda tam tamına tevâfuku; Feyzi ve Emin’in sadâkatlerinin bir kerâmeti olduğuna kanâat ettiğimdir.