Kanâatim geliyor ki; bu sıralarda biz, Zülfikàr’ı ve Asâ‑yı Mûsa’yı pek çok teksir etmeye mecbur olduğumuz hengâmda; ve temiz olmayan matbaacılar dahi çekinmeleri aynı zamanda bu acîb makine kolayca elimize verilmesi, o iki mecmuanın makbûliyetine bir işâret-i gaybiye ve inâyet-i İlâhiye’nin bir hàrika ikramıdır ve Nurların kerâmetidir.
Evet, bir âdi mektûbum için “Kim yazmış?” diye sekiz defa bana resmen sıkıntı ve eziyet verildiği aynı zamanda, sekizyüz sahifeyi binbeşyüz nüshaya ve bir milyon sahifelere çıkaran o makine, elbette gaybdan imdâdımıza gelmiş Nurcu ve bin kalemli bir kâtibdir. Onun için bazı sahifeleri sönük çıksa, zarar yoktur. Parlak kısmı, bize şimdilik yeter. İyi okunmayan kısmı, ayrı yapılsın; sonra elmas kalemliler, herbiri bir‑iki nüshayı ıslah etsin.
Bir zaman bir memlekete şimendifer geldiği vakit, arabacılar telâş edip dediler: “Bizim san'atımız bozuldu.” Hâlbuki şimendiferin gelmesiyle memlekette fa'âliyet çoğaldığından, faytonculuğa iki kat ziyâde ihtiyaç olmuş. İnşâallâh, onun gibi Nur yazıcıları değil tevakkuf, belki daha ziyâde yazı ile defter‑i a'mâllerine hasenât kaydedecekler.