بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ
Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Evvelâ: Bu sene serbest olsaydı belki bir kısmımız hacca gidecekti. İnşâallâh bu niyetimiz bilfiil gitmiş gibi kabûl olup bu sıkıntılı hâlimizde hizmet‑i îmâniye ve Nuriyemiz öyle büyük bir hac sevâbını verecek.
Sâniyen: “Risale‑i Nur, Kur'ân’ın çok kuvvetli, hakîki bir tefsiridir.” tekrar ile dediğimizden, bazı dikkatsizler tam mânâsını bilemediğinden bir hakikati beyân etmeğe bir ihtar aldım. O hakikat şudur.
Tefsir iki kısımdır:
Birisi: Ma'lûm tefsirlerdir ki, Kur'ân’ın ibaresini ve kelime ve cümlelerinin mânâlarını beyân ve izâh ve isbât ederler.
İkinci kısım tefsir ise: Kur'ânın îmânî olan hakikatlerini kuvvetli hüccetlerle beyân ve isbât ve izâh etmektir. Bu kısmın pek çok ehemmiyeti var. Zâhir ma'lûm tefsirler, bu kısmı bazen mücmel bir tarzda dercediyorlar. Fakat Risale‑i Nur; doğrudan doğruya bu ikinci kısmı esâs tutmuş, emsâlsiz bir tarzda muannid feylesofları susturan bir manevî tefsirdir.
Sâlisen: Sabahleyin bir şey yazacaktım, kaldı. Şimdi aynı mes'ele çıktı, kâtib Sâlim Bey izin verdi. Yarın hey'et‑i vekileye bir istid'a yazmak için Husrev ve Tahiri yanıma gelsinler.
Said Nursî