بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ
Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
İki ehemmiyetli sebeb ve bir kuvvetli ihtara binâen ben bütün vazife‑i müdafaâtı buraya gelen ve gelecek Nur erkânlarına bırakmağa kalben mecbur oldum. Hususan ( H, R, T, F, S )
Birinci Sebeb: Ben hem sorgu dâiresinde, hem çok emârelerden kat'î bildim ki, bana karşı ellerinden geldiği kadar müşkülât yapmağa ve fikren onlara galebe etmemden kaçmağa çalışıyorlar ve resmen de onlara iş'âr var. Güyâ ben, konuşsam, mahkemeleri ilzam edecek derecede ve diplomatları susturacak bir iktidar‑ı ilmî ve siyâsî göstereceğim diye benim konuşmama bahânelerle mâni oluyorlar. Hattâ sorguda bir suâle karşı dedim: “Tahattur edemiyorum.” O hâkim taaccüb ve hayretle dedi: “Senin gibi fevkalâde acîb zekâvet ve ilim sâhibi nasıl unutur?”
Onlar Risale‑i Nurun hàrika yüksekliklerini ve ilmî tahkîkatını benim fikrimden zannedip dehşet almışlar. Beni konuşturmak istemiyorlar. Hem güyâ benim ile kim görüşse birden Nurun fedâkâr bir talebesi olur. Onun için beni görüştürmüyorlar. Hattâ Diyânet Reisi dahi demiş: “Kim Onunla görüşse, Ona kapılır‥ câzibesi kuvvetlidir.”
Demek şimdi işimi de sizlere bırakmağa maslahatımız iktiza ediyor. Ve yanınızdaki yeni ve eski müdafaâtlarım benim bedelime sizin meşveretinize iştirâk eder, o kâfîdir.
İkinci Sebeb: Başka vakte bırakıldı. Amma ihtar‑ı manevînin kısa bir işâreti şudur: Bana yirmibeş sene siyaseti ve gazeteleri ve sâir çok fânî şeyleri terkettiren ve onlarla meşguliyeti men'eden gayet kuvvetli bir vazife-i uhreviye ve te'sirli bir hâlet-i rûhiye benim bu mes'elenin teferruâtıyla iştigâl etmeme kat'iyyen mâni oluyorlar. Sizler, bazen arasıra iki da'vâ vekilinizle meşveretle benim vazifemi dahi görürsünüz.