بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ
Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
İki‑üç defadır ehemmiyetli bir hâlet-i rûhiye bana ârız oluyor. Aynı otuz sene evvel İstanbul’da beni Yûşâ Dağı’na çıkarıp İstanbul’un, Dâru'l-Hikmet’in câzibedâr hayat-ı ictimâiyesini bıraktırıp, hattâ İstanbul’da bulunan Nurun birinci şâkirdi ve kahramanı olan merhum Abdurrahman’ı dahi zarûrî hizmetimi görmek için de yanıma almağa müsâade etmeyen ve Yeni Said mâhiyetini gösteren acîb inkılâbât-ı rûhînin bir misli, şimdi mukaddemâtı bende başlamış. Üçüncü bir Said ve bütün bütün târik-i dünya olarak zuhûruna bir işâret tahmin ediyorum.
Demek Nurlar ve kahraman şâkirdleri benim vazifelerimi yapacaklar, daha bana hiç ihtiyaç kalmamış. Zâten Nurun herbir câmi' cüz'ü ve sarsılmayan hàlis şâkirdlerinin herbirisi, benden daha mükemmel ders verir.
Said Nursî