Afyon Ağır Ceza Hâkimliğine
Gizli cem'iyet kurmak ve devletin emniyetini bozmak suçuyla müttehem bulunmaktayım. Aşağıda arzedeceğim vechile böyle bir suçu işlemediğime kat'î kanâatiniz geleceği için bu ittihamı daha şimdiden reddediyorum. Evet Risale‑i Nur Talebesi olduğumu memnuniyetle ve ilân edercesine söyleyebilirim. İnkâr etmek, Risale-i Nurun bana verdiği fazilet dersleriyle zıt olduğu için, bu cürmü işlemem. Risale-i Nurun okuyucusu olan bir kimse, okuduğunu gizleyemez. Bil'akis iftiharla bilâ-pervâ söylemekten çekinmez. Zîra çekingenliği icâb ettirecek hiçbir cümlesi veya kelimesi yoktur.
Risale‑i Nurun kıymetini kırk-elli sahifelik bir formada belirtmeğe çalışmıştım. Medhettim diyemem; çünkü: Kâinâtın güneşi ve aklı olan ve bin üçyüz küsûr seneden beri beşeriyeti tenvir ve irşad eden Kur'ân-ı Hakîm’in hakîki bir tefsiri olan Risale-i Nurun, değil bütün külliyatını, belki bir cüz'ünü bile senâ etmeğe muktedir değilim.
Yukarıda arzettiğim gibi, kıymetini belirtmeğe çalıştığım eserlerde gizli cem'iyete dair mevzûlar tesbit edilmiş ise, zararlı eserleri tanıtmağa çalışmış suçuyla cezalandırınız. Fakat hàrikulâde ve fevkalâde bir şekilde te'lif edilmiş olduğu ilmî şahsiyetler tarafından tasdik edilen ve bozulan bir cem'iyeti ıslah etmek kudretini hâiz olan ve yirminci asırdaki insanlara rehber olup dalâletten ve materyalizmin, maddiyûnluğun ve tabiat‑perestliğin sürüklediği sefâhet ve koyu fikir karanlığından kurtaran ve beşeriyete ebedî saâdet ve selâmet çığırlarını Kur'ân-ı Hakîm’in feyziyle açan ve Nuruyla âşikâr bir şekilde gösteren Risale-i Nur külliyatında isnâd edilen suça dair bahisler mevcûd değil ise, cezalandırılmaklığımın adâlet esâslarına zıt olacağını, mahkemenizin de kabûl edeceği kanâatindeyim.
Sorgu hâkimliğinde: “Sen Risale‑i Nurun talebesi imişsin?” denildi.
Bediüzzaman Said Nursî gibi bir dâhînin şâkirdi olmak liyâkatini kendimde göremiyorum. Eğer kabûl buyururlarsa iftiharla “Evet Risale‑i Nur Şâkirdiyim” derim.
Risale‑i Nurun emsâlsiz müellifi Üstadım Bediüzzaman Said Nursî, müteaddid defalar gizli düşmanları tarafından iftira edilerek mahkemeye verilmiş ve hepsinde de berâet etmiştir. Risale-i Nur Külliyatı profesör ve İslâm âlimlerinden müteşekkil bir hey'et tarafından satırı satırına tedkik edilerek bu eserlerin fevkalâde bir vukûfiyetle te'lif edildiği ve Kur'ân-ı Hakîm’in hakîki bir tefsiri olduğunu bildiren raporlar verilmiştir. Hakikat böyle iken, yine neden mahkemeye veriliyor? Bu husustaki kat'î kanâatimi şu şekilde arzediyorum:
Risale‑i Nuru okuyan kimseler, bilhassa idrakli gençler, kuvvetli bir îmâna sâhib oluyorlar. Sarsılmaz ve fedâkâr bir dindar, bir vatan-perver oluyorlar. Yıpranmaz bir îmânın bulunduğu bir yere, menfî bir ideolojinin aşıladığı ahlâksızlık ve sefâhet giremez. Bu sarsılmaz îmâna sâhib olanlar çoğaldıkça masonluğun ve komünizmin dâiresi asla genişleyemiyor. Komünistlerin dayandığı materyalist (maddiyûn) felsefenin hak ve hakikat ile hiçbir ilgisi olmadığını, nazariyelerinin tamamen asılsız olduğunu Risale-i Nur Kur'ân-ı Kerîm’in âyetleri ile ve gayet kuvvetli bürhân ve hüccetlerle aklen, fikren ve mantıken isbât ediyor. O çürük fikir karanlıklarına düşenleri tenvir edip kurtarıyor. Yalnız gözünün görebildiği yere inanan maddecilere dahi Allah’ın varlığını inkâr ve i'tirâz kàbil olmayan kuvvetli delillerle isbât ediyor.
Bilhassa Lise ve Üniversite tahsil gençliğine bu hàrika eserler orijinal ve çekici üslûbu ve yüksek edebî san'atıyla kendini okutturuyor.
İşte bunun içindir ki; komünist ve masonlar, kendi zehirli fikirlerinin yayılmasına Risale‑i Nurun kuvvetli bir mâni teşkil ettiğini biliyorlar. Kur'ânın hakîki bir tefsiri olmakla kuvvetli bir îmân kaynağı olan Risale-i Nuru ortadan kaldırmak veya okutmamak için çeşitli desîseler ve iftiralara baş vuruyorlar. Şimdiye kadar isnâd ettikleri yalanlardan hiçbir emâre bulunmadığı hâlde, taarruzlarına devam ediyorlar.
Bunlardan anlaşılıyor ki, bizi korkutmak ve Risale‑i Nurdan uzaklaştırmak ve diğer taraftan kendi zehirli neşriyatlarını önümüze sürmek; bu sûretle millet ve gençliğimizde îmânın yok olmasını ve ahlâk sukùtunu te'min ederek, hükûmetin kendi kendine çökmesine muvaffak olmak istiyorlar. Ve vatan ve milletimizi yabancı bir devlete devretmek emelini taşıyorlar.
Mahkeme hey'etinin huzurunda bilâ‑pervâ onlara söylüyorum: Onlar iyi bilsinler ve titresinler ki, gürültüye pabuç bırakmıyoruz. Zîra Risale‑i Nur eserlerinde hak ve hakikati görmüş, öğrenmiş ve inanmışız. Türk gençliği uyumuyor. Bu kahraman İslâm Türk milleti başka bir devletin boyunduruğu altına giremez. Fedâkâr müslüman gençliği, sâhib olduğu tahkîkî îmân kuvvetiyle vatanını sattırmaz. Dindar, cengâver Türk milleti ve îmânlı, cesur Türk gençliği korkmaz. Onun içindir ki; bizi insanlık seviye ve seciyesinde en yüksek mertebelere çıkaran ve her sahadaki terakkiyâtımızı sağlayan ve biz gençlere din, vatan ve millet aşkını aşılayarak uğrunda bütün mevcûdiyetimizi fedâ ettirecek hakîki bir din-perver olarak bizleri yetiştiren Risale-i Nur eserlerini okuyoruz ve okuyacağız.
Evvelce de arz ettiğim vechile, Risale‑i Nurdan pek az okuduğum hâlde, pek fazla istifade ettim. Vatan ve millet ve bütün insanlıkça gayet azîm fâideleri te'min edecek olan bu çok nâfi' eser külliyatını eğer servetim olsa idi neşrettirmek için hepsini sarfederdim. Zîra dinimin, vatan ve milletimin ebedî saâdet ve selâmeti uğrunda bütün mevcûdiyetimi fedâ etmeğe hazırım.
Hem Risale‑i Nura sâfdilâne inanmamışım. Otuzüç Âyât-ı Kur'âniye ve Hazret-i Ali (ra) ve Abdülkadir-i Geylânî (ra) Hazretleri, Risale-i Nurun te'lif edilip bu asırdaki insanları irşad edeceğini gaybî bir sûrette bildiriyorlar. Bununla beraber, Risale-i Nurdan okuduğum kitaplar, bu eser külliyatının hak ve hakikati öğreten ve beşeriyeti ıslah eden eserler olduğu kanâatini vermiştir.
Rûhumda büyük bir boşluk hissederek, okuyacak kitab ararken, Risale‑i Nuru okuduğum zaman elimde olmayarak ondan ayrılamadım. Kalbimdeki o büyük ihtiyacı, Risale-i Nur eserlerinin karşıladığını hissettim. İlmî ve îmânî şübhelerden kurtaran aklî ve îmânî isbâtları onda buldum. Böylelikle vesveselerin verdiği sıkıntılardan kurtuldum. Bu hakikatlerden anladım ki; Risale-i Nur, bu asrın insanları olan bizler için yazdırılmıştır.
Ahlâk, edeb ve terbiye gibi en yüksek meziyetlere sâhib olabilmek için, kuvvetli bir îmâna sâhib olmak lâzımdır. Îmân hakikatleri, Risale‑i Nurda gayet kuvvetli deliller ve açık misâller ile anlatıldığı için, okudukça îmânım kuvvetlenmiştir. Bu sâyede dalâlete düşmekten, – en yüksek medeniyet esâslarını câmi' – hak ve hakikat olan dinimden dönüp kızıl ejderin hapı olmak felâketinden kurtuldum.
Bunun içindir ki: Okuyucularını bir çok maddî ve manevî felâketlerden kurtaran ve bir üniversite me'zunundan ziyâde bir ilme sâhib eden; İslâmiyet, vatan ve millet sevgisini aşılayan; Allah’a itâati, çalışkanlık ve merhameti öğreten Risale‑i Nurdan – kıymetini anlayan hiçbir ferd – ne bahâsına olursa olsun, ayrılmaz. Bu riyâsız, hàs hürmet ve ta'zîm; hiçbir kimsenin kalbinden çıkartılamaz.
Risale‑i Nur, iddia makamınca muzır eserler diye tavsif ediliyor. Bu vicdânsızlığı ve yalanı, şiddetle protesto ediyorum. Ve benim de teşvikatta bulunduğum iddia ediliyor. Evet, bu doğrudur. Fakat, diğer iftirayı işiten bütün münevverlerin kalbleri sızlamış ve hattâ ağlamış, dişleri gıcırdamıştır. Yirminci asır pozitif fikirlerin hükümrân olduğu bir zamandır. Delilsiz, isbâtsız şeylere inanılmıyor ve inanmıyoruz. Muzır eserler olduğunun isbâtını isteriz.
İftiraları yapan gizli düşmanların maksadlarından birisi de, Risale‑i Nur okuyucularının Kur'ân’a hizmet uğrunda Müslümanlık bağları ile birbirlerine görülmemiş bir şekilde sarılmış olarak tezâhür eden ve bunlardan başka bir maksada mâtuf olmayan, sâdece hürmet, şefkat ve sevgisinin ifâdesi olan tesânüdünü kırmak ise, aldanıyorlar. Beyhûde hiç uğraşmasınlar. Risale-i Nuru okuyanların en gerisi, en âmîsi olan ben, onlara şöyle cevab veriyorum:
“Birimiz şarkta, birimiz garbda, birimiz cenûbda, birimiz şimâlde, birimiz âhirette, birimiz dünyada olsak; biz yine birbirimizle beraberiz. Kâinâtın kuvveti toplansa bizi yüksek Üstad Said Nursî’den ve Risale‑i Nurdan ve bizi bizden ayıramazlar.”
Zîra, biz Kur'ân’a hizmet ediyoruz ve edeceğiz, âhiret hakikatine inandığımız için, manevî olan bu sevgi ve tesânüdümüzü elbette hiçbir kuvvet sökemeyecektir. Çünkü; bütün Müslümanlar saâdet‑i ebediye makarrında toplanacaklardır.
Vatan ve milletimizin selâmeti nâmına mühim bir hakikati müsâadenizle arzediyorum: Komünistlerin gizli plânlarından birisi de, halkı hükûmet aleyhine teşviktir.
Bediüzzaman Said Nursî’yi hapse sokturmak ve eserlerini zararlı gibi göstermek için hükûmet erkânına uydurma ihbarlar yapılmakla beraber, hiçbir ferdin inanmadığı menfî propagandalar yapılıyor.
Bediüzzaman Said Nursî’nin bu asırda nâdir bir İslâm dâhîsi ve herbir cihette eşsiz bir şahsiyet olduğuna, bu millet senelerden beri o kadar inanmış ki; hakîki olan bu kanâati hiçbir propaganda çürütemiyor ve çürütemez.
Büyük bir Üstad’ın eserlerinden müstefîd olmayı lütûf buyuran Cenâb‑ı Hakk’a hamd ve senâlar ederim… Îmân, İslâmiyet dersi alarak büyük fâidelere nâiliyetime sebeb olan bir Üstada, bütün rûh u canımla medyûnum. Senelerden beri sıkıntılar içerisinde eser yazarak gençliğimizi komünizm yemi olmakla ebedî haps-i münferidliğe mahkûm edilmekten kurtaran bir müstakîm Üstad için senelerce dünya hapsinde kalmağa hazırım.
Yirmi seneden beri milyonlarla insana; din, îmân, İslâmiyet, fazilet dersi veren ve onları dinsizlikten muhâfaza eden Kur'ân tefsiri Risale‑i Nur uğrunda i'dâm edileceksem, sehpaya Allah‥ Allah‥ Yâ Resûlallâh sadâları ile koşarak gideceğim. Komünizme kapılıp dininden çıkan, ebedî felâketlere yuvarlanan ve vatan hâini olarak kurşuna dizdirecek cürümlerden gençlerimizi koruyan Risale‑i Nur uğrunda kurşunla öldürüleceksem, o kurşunlara çekinmeden göğsümü gereceğim. Üstadım Bediüzzaman için hançerlerle parçalanırsam etrafa sıçrayacak kanlarımın “Risale‑i Nur!‥ Risale-i Nur!‥” yazmasını Rabbimden niyâz ediyorum.
Muhterem Hey'et‑i Hâkime!
Risale‑i Nur tahsili, hakikaten hàrika ve orijinaldir, emsâlsizdir. Herhangi bir tahsilde maddî menfaat ve bir mevki gaye edinilerek o tahsile devam edilir. Dersler ekseriyetle maddiyât ve şöhrete erişebilmek için, belki de zoraki okunur. Risale-i Nurun organize edilmemiş serbest bir üniversiteye benzeyen tahsiline eserleri okumak sûretiyle devam edenler ise, Kur'ân ve îmâna hizmet etmekten başka herhangi dünyevî bir maksad taşımıyorlar.
Böyle olduğu hâlde; ilmî, îmânî ve ciddi eserler olan Risale‑i Nur, o kadar büyük bir şevk ve aşkla ve o kadar sonsuz bir hazla okunuyor ki: Sâdık okuyucularını defalarca okumak gibi kuvvetli bir arzuya sâhib ediyor. Risale-i Nuru yazıp okuyanlar, mahkeme kapılarında hayatları tehlikeye düştüğü hâlde, bu hàrika eserleri okuduklarını itiraf ve okuyacaklarını ilân ediyorlar. İ'dâm kararı verileceğini bilseler dahi, bu sebatlarını izhâr etmekten çekinmiyorlar. İşte Risale-i Nurun bir çok hàrikalarından şu hususiyeti, sizlere şu kanâati veriyor: “İtiraf edenler acaba canlarını yolda mı buldular!”
Demek Risale‑i Nurda ve Bediüzzaman’da, öyle yüksek bir hakikat var ki, ve bunlarda zararlı bir şey yokmuş ki, inkâr etmediler.
Tahsildeki talebeler otorite ve disiplinle idare edilerek okutturulur. Bediüzzaman ise: Hiçbir kimseyi Risale‑i Nura mecbur etmemiş. Fakat yüzbinlerle okuyucunun çoğu onu görmeden, ona sarsılmaz ve kopmaz bir bağla talebe olarak Risale-i Nurdan derslerini alıyorlar.
İşte, böyle hàrikulâde bir tedrîs, yakın ve uzak tarihin hiçbir medresesinde görülmemiştir, hiçbir üniversitede rastlanmamıştır.
Sayın savcı, “Bediüzzaman’a olan hürmetin şekli diğer müfessirlerde görülemiyor.” dedi.
Doğrudur. Hürmet ve ta'zîm büyüklük ve kemâlâtın derecesine, minnet ve şükrân da elde edilen istifadenin mikdarına göre olduğuna nazaran, Bediüzzaman’ın eserlerinden azîm fâideler elde ediliyor ki, Ona olan ta'zîm ve minnetdârlıklar da görülmemiş bir şekilde oluyor.
Yirminci asrın en büyük bir İslâm mütefekkiri ve müellifi olan Bediüzzaman’ı, komünist ve masonlar bizlere, bilhassa gençliğimize tanıtmamağa çalışmışlardır. Fakat uyanık Türk‑İslâm milleti ve gençliği, o din kahramanı Üstadı tanımış, istifade etmiş ve ettirmiştir.
İşte bunun içindir ki; Bediüzzaman’a karşı olan fevkalâde bağlılık ve i'timâd sarsılmayacaktır.
Risale‑i Nurdaki âyetler, Kur'ân-ı Hakîm’in en büyük mu'cizesi olan hususiyetleri kaybettirilmeden, büyük bir san'at ve mehâretle Türkçemize tefsir edildiği için; Risale-i Nuru kadın, erkek, memur ve esnâf, âlim ve feylesof gibi her türlü halk tabakası okuyup anlayabiliyor. Kendi isti'dâdları nisbetinde gördükleri istifadeler karşısında ona bir kat daha sarılıyorlar. Liseliler, üniversiteliler, profesörler, doçentler, feylesoflar okuyorlar. Bu münevver sınıflar; fevkalâde istifade ettikleri gibi; Risale-i Nurun hàrikulâdeliğini ve te'lif san'atındaki üstünlüğünü tasdik edip hayretler içerisinde bütün külliyatı okumak iştiyakına sâhib oluyorlar.
Bediüzzaman’ı ve Risale‑i Nuru her yeni tanıyan müdrik ve takdirkâr kimseler, daha evvel tanımadıklarına binler teessüf edip kaybettikleri zamanları telâfi edebilmek için müsâid vakitlerini boşa sarfetmeyerek, beş dakikalık bir zamana dahi ehemmiyet verip, geceli gündüzlü Risale-i Nura çalışmağa başlıyorlar. Bu rağbet ve şiddetli alâka hiçbir psikolog, sosyolog ve feylesofun eserinde görülmemiştir. Onlardan ancak tahsilli kimseler istifade edebilmişlerdir. Bir ortaokul çocuğu veya okumasını bilen bir kadın, büyük bir feylesofun eserini okuduğu zaman istifade edememiştir. Fakat Risale-i Nurdan herkes derecesine göre istifade etmektedir. Bunun için, sizlerin Bediüzzaman ve Risale-i Nur şâkirdlerine vereceğiniz berâet kararını bütün bir millet bekleşiyor.
Eğer Said Nursî, talebelerine musîbet zamanında sabır ve tahammül ve îtidâl telkin etmemiş olsa idi; gönüllü alay kumandanı olarak harbe iştirâk ettiği zaman topladığı talebeleri gibi hürmetkâr olan binler Risale‑i Nur şâkirdleri, Afyon tepelerine kuracakları çadırlar içerisinde, Afyon Ağır Ceza Mahkemesinin berâet kararını bekleyeceklerdi.
Said Nursî ve Risale‑i Nur şâkirdlerinin çalışmalarını, kanun çerçevesine alınıp gizli cem'iyet olduğu isbât edilemiyor. Neden isbât edilemiyor? Acaba vukûflu bir adliyeci olmakla baş müddeiumumîliğe kadar yükselen bir şahıs, bu isbâtı kanunla yapmaktan âciz midir? Hayır, kat'iyyen âciz değildir. Ortada gizli bir cem'iyet diyecek bir teşkilât yoktur. Ve onun için cem'iyetçilik isbât edilemiyor.
Savcının evvelen; “Nur talebeleri bir cem'iyet değildir.” diye kanun dâiresindeki tam görüş ve isabetle verdiği hükmü, biraz sonra her nedense “cem'iyettir” diye iddia etmesi bir tenâkuzdur. Elbette hükümsüzdür. Hey'et‑i Hâkimenin gayet açık olan bu hakikati idrak ederek “Gizli cem'iyet yoktur.” diye karar vereceğinden emin bulunmaktayız.
Sayın Hâkimler! Teessür ve ızdırâb karşısında kalbden bir parça kopsa idi, “bir genç dinsiz olmuş” haberi karşısında o kalbin atom zerrâtı adedince param parça olması lâzım gelir.
İşte sizin vereceğiniz berâet kararı; İslâm gençliğinin, İslâm dünyasının bu dehşetli âfetten te'sirli bir şekilde kurtulmasına sebeb olacaktır. Ve beni Bediüzzaman ve onun eserlerine kopmaz bir bağla bağlayan sâikten biri de budur.
Risale‑i Nurun serbestiyetine vereceğiniz berâet kararı, bütün Türk gençliğini ve bütün Müslümanları dinsizlik fecâatından kurtaracaktır. Zîra yüksek hakikatler hazinesi olan Risale-i Nur, hiç şeksiz ve şüphesiz elbette bir gün olup bütün dünya âleminde tanınacaktır.
Bu itibarla sizler insanlığın takdirine mazhar olacaksınız. Sizin vereceğiniz berâet kararı; hâl ve istikbâlde nesilleri minnetdâr ve müteşekkir edecek ve Risale‑i Nur okunup azîm fâidelere nâil olundukça takdirle yâdedileceksiniz.
Sakın zannetmeyiniz ki; samîmî olarak söylediğim bu sözlerimle riyâkârlık yapılıyor. Asla ve kat'iyyen!‥ Çünkü Bediüzzaman’ın mahkemesinde hiçbir kimseden korkmuyorum, çekinmiyorum.
Yalnız pek kısa olarak müsâadenizle şu kadarcık arz ediyorum ki: Savcı, bu mübârek vatanda masonluk, komünistliği fevkalâde fâikiyetle önlemek çaresi olan ve önlemekte olan Risale‑i Nura ve müellifine ve okuyucularına öyle şeni' ithamlarda bulunmakta devam eder ve o tamamen hatâlı ithamlarından vazgeçmezse, hissiyata kapılarak aleyhtarlık ederse; komünistlik ve farmasonluğu desteklemiş olur ve ithamlara hakîki hedef olan muzır dinsizlerin türemesine yardım etmiş olur.
Temyiz Mahkemesi Lâyihasından Bir Parçadır
Dinsiz komitelerin neşriyatlarının vesvese ve şübheleri neticesinde yıkılan îmânları Risale‑i Nur eserleri isbâtçılıkla i'mâr ediyor.
İşte gençliğimizin Risale‑i Nura elektriklenmiş gibi sarılmalarının en ince sır ve hikmetlerinden bir tanesi de budur: Senelerden beri ferâğat-i nefisle ve eşsiz bir fedâkârlıkla ihtiyar, hasta ve fevkalâde ihtimama muhtaç bir çağda gizli düşmanları olan komünist ve masonların ve bunlara aldananların çeşitli işkencelerine karşı, tahammülün fevkınde sabrı ile Bediüzzaman Said Nursî; din aleyhindeki birçok sinsî plânları hakikat-bîn nazarıyla, realist görüşüyle fark etmiş, dehşetli dessâsâne ve perdeli olan bu plânları akîm bırakacak îmânî eserleri te'lif etmiştir.
Fakat, ne hazîn ve acıklı ve binler teessüflere şâyeste bir vaziyettir ki; bu İslâmiyet kahramanı ve hàrikulâde büyük zât, yirmibeş senedir hapislerde, zindânlarda, tecrid‑i mutlaklarda imha edilmeğe çalışılmaktadır.
Komünistlerin ihanetiyle meydâna gelen evhâmın icâb ve neticesi olan garazkârlıklarla Risale‑i Nur müellifi cezalandırılsa dahi, Risale-i Nur eserleri yine büyük bir iştiyak ve gittikçe artan bir alâka ile okunmakta devam edecektir.
Birinci ve en kuvvetli delili şudur ki; yeni harf ile teksir edilebilen Asâ‑yı Mûsa eserini okuyan gençler, Kur'ân harfleri ile yazılmış mütebâki eserleri de okuyabilmek için kısa bir zamanda o yazıyı da öğreniyorlar. Bu şekilde birçok ilimlerin öğrenilmesine engel olan ve dinden îmândan çıkarmak için te'lif edilen eserleri okumaya mecbur eden Kur'ân hattını bilmemek gibi büyük bir seddi de yıkmış oluyorlar.
Bir milletin gençliği ne zaman Kur'ân ve O’ndan lemeân eden ilimlerle techiz ve tahkîm edilmiş ise, o vakit o millet terakkî ve teâlî etmeğe başlamıştır. Gençlik, îmân ve İslâmiyet ihtiyacıyla yanan rûhlarını Kur'ân tefsiri Risale‑i Nurun füyûzât ve envârıyla doldurmağa başlamıştır. Böylelikle tahkîkî bir îmâna sâhib olacak gençliğimiz; dinsizliğe, komünistliğe karşı mücâdele edip vatanlarını İslâm düşmanlarına asla sattırmayacaklardır.
Bunun için; eğer komünistler mürekkeb ve kağıdı yok etmek imkânını da bulsalar, benim gibi birçok gençler ve büyükler fedâi olup hakikat hazinesi olan Risale‑i Nurun neşri için, mümkün olsa derimizi kağıt, kanımızı mürekkeb yaptıracağız.
Evet. Evet. Evet. Binler defa evet!‥
Savcı iddianâmesinde diyor ki: “Said Nursî eserleriyle Üniversite gençlerini zehirlemiştir.” Biz de buna mukâbil deriz ki: “Eğer Risale‑i Nur bir zehir ise; bizim bu zehirlere tonlarla, binlerce kilo ihtiyacımız vardır. Eğer çoklukla olduğu yeri biliyorsa, bize tayyarelerle sevketsin.”
Biz Risale‑i Nur talebeleri; îmân ve İslâmiyet hizmeti uğrunda zâlimlerin zulmüne ma'rûz kaldığımız vakit, hapishâne köşelerinde veya darağaçlarında ölmeyi, istirahat döşeğindeki ölüme tercih ederiz. Görünüşü hürriyet, hakikati istibdâd-ı mutlak olan bir esâret içinde yaşamaktansa, Hizmet-i Kur'âniyemizden dolayı zulmen atıldığımız hapishânede şehîd olmayı büyük bir lütf-u İlâhî biliriz.
Afyon hapsinde mevkufKonyalıZübeyr Gündüzalp
Not: Bu müdafaa ve temyiz lâyihası Temyiz Mahkemesine gönderildikten sonra, Temyiz Reisliği Zübeyr’in hapisten tahliyesi için telgrafla emir vermiştir.