بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ
Evvelâ: Bid'akâr bazı hocaların telkinâtıyla iddianâmede, İslâm deccâlı ve müteaddid birkaç deccâlın gelmesini kabûl etmiyor gibi Beşinci Şuâ’ın bir mes'elesine i'tirâz etmişler.
Buna cevaben gayet parlak kat'î bir mu'cize‑i Nebeviyeyi (asm) gösteren bu hadîs-i sahîhte, لَنْ تَزَالَ الْخِلَافَةُ ف۪ي وُلْدِ عَمّ۪ي صِنْوِ اَبِي الْعَبَّاسِ حَتّٰى يُسَلِّمُوهَا اِلَى الدَّجَّالِ
Yani: “Benim amcam, pederimin kardeşi Abbâs’ın veledinde Hilâfet‑i İslâmiye devam edecek. Tâ Deccâla, o hilâfeti, yani saltanat-ı hilâfet, deccâlın muhrib eline geçecek.”
Yani, uzun zaman beşyüz sene kadar Hilâfet‑i Abbâsiye vücûda gelecek, devam edecek. Sonra Cengiz, Hülâgu denilen üç deccâldan birisi o saltanat-ı hilâfeti mahvedecek, deccâlâne, İslâm içinde hükûmet sürecek. Demek İslâm içinde müteaddid hadîslerde, üç deccâl geleceğine zâhir bir delildir. Bu hadîsteki ihbar-ı gaybî, kat'î iki mu'cizedir.
Biri, Hilâfet‑i Abbâsiye vücûda gelecek beşyüz sene devam edecek.
İkincisi de, sonunda en zâlim ve tahribci Cengiz ve Hülâgu nâmındaki bir deccâl eliyle inkırâz bulacak.
Acaba kütüb‑ü hadîsiyede Kur'ân’a, Şeâir-i İslâma ait hattâ cüz'î şeyleri de haber veren sâhib-i Şerîat, hiç mümkün müdür ki, bu zamanımızdaki pek acîb hâdisâttan haber vermesin? Hem hiç mümkün müdür ki, bu acîb hâdisâtta Kur'ân’a sebatkârâne – geniş bir sahada, en acîb bir zamanda, en ağır şerâit altında – hizmet eden ve o hizmetin semerelerini dost ve düşmanları tasdik eden Risale-i Nur şâkirdlerine işâretleri bulunmasın.
Said Nursî