بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ
Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Evvelâ: Sizi tesellîye muhtaç bilmiyorum. Birbirinizin kuvve‑i maneviyenizi takviye edersiniz, o kâfîdir. Karşımdaki levha dahi bana kâfî geliyor. Bu son hücumda, tam haksız ve kanunsuz, yalnız evhâmdan ve za'fiyetten gelen bir korkutmak olduğu anlaşıldı. Ve ahâlinin ve zâbıtanın vaziyeti, o mânâsız hücuma bir i'tirâz hükmünde idi.
Sâniyen: Benim müdafaâtım yeni isnâdâta dahi kâfî gelir mi? Hem Zübeyr ve avukatlar çalışıyorlar mı? Telâşları yok mu? Hiç merak etmesinler. Bize medâr‑ı mes'ûliyet ettiği maddelere göre, bütün uhuvvet-i îmâniyeyi taşıyanları, hattâ bütün imâmların cemâatlerini ve bütün üstad ve muallimlerin talebelerini dahi mes'ûl etmek lâzım gelir. Demek muhâlifleri çok kuvvet bulmuşlar ki, bütün bu telâşlı ve imkânâtı vukûât yerinde isti'mâl ederek acîb evhâmla bize hücum ettiler.
Sâlisen: Benim kendi kanâatim, tâ bahara kadar hapiste kalmak gerektir. Zâten kışta herşey tevakkuf eder. İnşâallâh inâyet‑i İlâhiye yine imdâdımıza yetişir.
Said Nursî