Azîz, Sıddık Kardeşlerim, Husrev ve Mehmed Feyzi, Sabri!
Ben sizlere bütün kanâatimle i'timâd edip istirahat‑i kalble kabre girmek ve Nurların selâmetini size bırakmak bekliyordum ve hiçbir şey sizi birbirinden ayırmayacak biliyordum. Şimdi dehşetli bir plânla, Nurun erkânlarını birbirinden soğutmak için resmen bir iş'âr var.
Mâdem sizler lüzum olsa birbirinize hayatınızı, kuvvet‑i sadâkatiniz ve Nurlara şiddetli alâkanızın muktezâsı olarak fedâ edersiniz. Elbette gayet cüz'î ve geçici ve ehemmiyetsiz hissiyatınızı fedâ etmeğe mükellefsiniz. Yoksa kat'iyyen bizlere bu sırada büyük zararlar olacağı gibi, Nur dâiresinden ayrılmak ihtimali var diye titriyorum.
Üç günden beri hiç görmediğim bir sıkıntı beni tekrar sarsıyordu. Şimdi kat'iyyen bildim ki, göze bir saç düşmek gibi az bir nazlanmak sizin gibilerin mâbeyninde hayat‑ı Nuriyemize bir bomba olur. Hattâ size bunu da haber vereyim, geçen fırtına ile bizi alâkadar göstermeğe çok çalışılmış. Şimdi, mâbeyninizde az bir yabânîlik atmaya çabalıyorlar.
Ben sizin hatırınız için herbirinizden on derece ziyâde zahmet çektiğim hâlde, sizden hiçbirinizin kusuruna bakmamağa karar verdim. Siz dahi, haklı ve haksız olsa benlik yapmamak, üstadımız olan şâkirdlerin şahs‑ı manevîsi nâmına istiyorum. Eğer o acîb yerde beraber bulunmaktan gizli parmaklar karışıyorlar, biriniz Tahiri’nin koğuşuna gidiniz.
Said Nursî