Afyon Ağır Ceza Mahkemesine
İddianâme beni Üstadım Said Nursî’nin hem sır kâtibi, hem kendisiyle hem Risale‑i Nurla şiddetli alâkalı, hem çok hizmet ettiğimi bahisle bu hareketimi medâr-ı mes'ûliyet saymış. Ben de buna karşı, bütün kuvvetimle bu ithamı kabûl edip iftihar ediyorum. Çünkü fıtratımda ilme karşı gayet kuvvetli bir iştiyak var. Bir delili şudur ki: Denizli hâdisesinde menzilim taharrî edildiği vakit beşyüzseksen aded mütenevvi' kütüb-ü ilmiye ve Arabiye evimde bulunduğu resmen sâbit olmuştur. Benim fakr-ı hâlimle ve gençliğimle ve Lisân-ı Arabî’de noksaniyetimle beraber bu zamanda binde bir şahısta bulunmayan bu mütenevvi' beşyüzseksen cild kitabı bana toplattıran fevkalâde bir talebelik şevki ve hàrika bir aşk-ı ilmîdir.
İşte bu fıtrî isti'dâd ile dâima hakîki bir Üstad arıyordum. Cenâb‑ı Hakk’a hadsiz şükrolsun ki, uzakta aradığımı pek yakında elime verdi. Evet Üstadım olan Said Nursî’nin bütün hayatının gayesi, şevk-i ilimde ve ulûm-u İslâmiyeyi bilmek aşkında geçtiğini bütün hayatı şehâdet ediyor.
Hem ben müşâhedâtımla, hem Üstadımın matbu' Tarihçe‑i Hayat’ıyla, hem eski talebelerinden aldığım ma'lûmâtla kat'î bildim ki; bendeki fıtrî aşk-ı ilmî, Üstadımda hàrika bir sûrette bulunuyor ki, bu zamanda bütün medrese âlimlerinin hilâfına olarak pek hàrika, tek başıyla medrese talebeliğini muhâfaza edip her belâya tahammül etmiş. Hattâ ehl-i siyaset, Üstadımın bu acîb hâllerini anlamadıkları için hiç alâkası olmayan bir nev'i siyasete temâs ettirmeğe çalışmışlar. Hattâ hapislere sokmuşlar.
Fakat sonra Cenâb‑ı Hak, o aşk-ı ilmîyi Kur'ânın hakàikına bir anahtar yapmış. Bütün ehl-i ilmi ve feylesofları hayrette bırakan Risale-i Nur meydâna çıkmış. Ben de o sırada bütün hayatımda aradığım ve kendi fıtratımda ve fakat pek yüksek bulunan bu Üstadı bir ihsân-ı İlâhî olarak Kastamonu’da yanımda buldum. Âhir ömrüme kadar da, buna teşekkür ediyorum.
Hem Üstadım eskiden beri izzet‑i ilmiyeyi muhâfaza için, sadaka ve hediye gibi şeyleri kabûl etmediği gibi talebelerini de men'eder. Kimseye başını eğmez. Hattâ hàrika vaziyetlerinden; harb içinde avcı hattında oturmağa ve sipere girmeğe tenezzül etmeyerek izzet-i ilmiyeyi muhâfaza ettiği gibi, üç dehşetli kumandana karşı kahramancasına hocalık ve haysiyet-i ilmiyeyi muhâfaza için onların hiddetine karşı ehemmiyet vermeyip onları susturdu. Onun için bu Üstadımı, bu millet ve vatanın ve Türk ulemâsının pek büyük şerefini muhâfaza etmek için herşeyini fedâ etmiş bir şahıs bildiğimden, ben de kendime hakîki üstad kabûl ettim. Böyle vatan ve millete hakîki fedâkâr bir Üstad’ın, – farz-ı muhâl olarak – yüz kusuru da olsa nazar-ı müsâmaha ile bakıp i'tirâz etmemek gerektir.
Bu memleketin vatan‑perverleri meşrûtiyet devrinde, milliyetçiler ve hamiyet-perverleri Cumhûriyette; bu Üstad’ın ilme ettiği fevkalâde hizmeti vatan ve millet nâmına takdir ettiklerine bir nümûnesi şudur ki: Câmiü'l-Ezher sisteminde, Medresetü'z‑Zehrâ nâmında Van Vilâyetinde temeli atılıp eski Harb‑i Umumî münâsebetiyle geri kalan Şark Dâru'l-Fünûnuna İttihâd ve Terakkî hükûmeti ondokuz bin altın lira verdiği gibi, yirmidört sene evvel Cumhûriyet hükûmeti de Üstadımın dâru'l-fünûnuna yüzaltmışüç meb'ûsun tasdikiyle yüzelli bin lira tahsîsat verilmesini kabûl etmeleridir.
Bu yüksek Üstad’ın tek başıyla Câmiü'l‑Ezher gibi binler hocaların teşebbüsüyle vücûda gelecek bir medrese-i kübrâyı vücûda getirmeğe yakın muvaffak olması gösteriyor ki; vatan-perverler ve milliyet-perverler dahi, medrese ulemâlarıyla beraber bu Üstadımı takdir ve tahsin etmeleri lâzım ve elzemdir.
Biz de böyle bir Üstad elimize geçtiği için her zahmet ve meşakkate tahammüle karar vermişiz. Füyûzât‑ı ilmiyesiyle ve yüzotuza varan âsâr-ı kudsiyesinin hakàikıyla beni ilim ve îmân yolunda terakkî ettiren bu mümtâz allâme-i zamana sonsuz bir varlıkla hürmetim vardır. Bu hürmetim ebede kadar inşâallâh gidecektir.
İddia makamının beni suçlandırmak istediği ve aylardan beri tedkîkàt ve taharriyât neticesinde hakikatine vâsıl olamadığı, dini ve dinî hissiyatı âlet ederek devletin emniyetini ihlâl edecek bir gizli cem'iyetin, ne vücûdu var ve ne de böyle bir cem'iyetle alâkamız vardır. Yegâne alâkamız, hükûmet‑i cumhûriyenin kanunları müvâcehesinde en çetin imtihanlarda, en yüksek ehl-i vukûf hey'etler tarafından icâb eden hürmeti görmüş ve salâhiyetdâr mahkemelerde berâet kazanmış Risale-i Nurlardır. Bu ise, vatana ve millete ihanet değil; doğrudan doğruya vatana ve millete nâfi' ilim uğrunda bir çalışmaktır. Bunun haricinde ne bir siyâsî maksad ve ne de başka bir garaz yoktur. Binâenaleyh bu hususta da masûmiyet ve samîmiyetimiz meydânda olmakla, Denizli Mahkemesinde olduğu gibi yüksek mahkeme-i âdilenizden adâletin tecellîsiyle berâetimi taleb ediyorum.
Afyon Ceza Evinde MevkufKastamonuluMehmed Feyzi Pamukçu