Afyon Ağır Ceza Mahkemesine
Gizli cem'iyet kurmak ve dinî hissiyatı âlet ederek devletin emniyetini bozabilecek hareketlerde bulunmaktan zanlı Bediüzzaman Said Nursî’nin, rejim aleyhindeki mevhûm fa'âliyetine iştirâk ettiğim iddia edilerek suç konusu olarak gösterilen mes'elelere karşı derim ki:
1 – Evet, ben de birçok Nur talebeleri gibi hakîki Türklüğe ve İslâmiyete yaraşan ve tarihî bir şeref ve faziletimiz olan terbiye‑i medeniye-i diniyeyi ve millî bir şiâr olan ahlâk-ı Kur'âniyeyi öğrenerek vatan ve millete fâideli bir uzuv olmak ve yabancı ideolojilerin te'sirâtından korunarak din ve îmânımı muhâfaza ve öğrenmek kasdıyla Nur Risalelerini tedârik ederek okumaya başladım.
Ecdâdımızın, tarihlere şân salıp nâm veren ahlâk ve şerefini pâyimal eden sefâhet ve rezâletin ve ahlâk‑ı seyyienin cem'iyet hayatını zehirlediği ve kötü ahlâk sâhiblerini dahi iğrendirecek derecede sokaklara kadar sardığı ve efkâr-ı âmmeyi telâşa düşürdüğü ve her sınıf ailenin ocağı başında dedikodu mevzûu olduğu ve efkâr-ı âmmenin bir dili mâhiyetindeki gazete ve mecmuaların ahlâk zâbıtası haberleri şeklinde ve muhtelif mevzûlardaki tenkidlerine sebeb olan bu elîm ahvâlin pek sür'atle genişlediği ve âdeta umumîleşmek isti'dâdını gösterdiği bir devrede; düştüğüm ahlâksızlık uçurumundan dinî, ahlâkî, ictimâî, edebî dersleriyle, her müslim okuyucusunu kurtardığı gibi beni de kurtaran Risale-i Nur külliyatını okumak ve benim bu eserleri okuduğumu bilen ve işiten vatandaşlarımın tehzîb-i ahlâk etmek için benden musırrâne istemeleri üzerine onlara Risale vermek ve dolayısıyla serserileşmiş ve serserileşmek ve vatan ve millete muzır bir hâle gelmek isti'dâdını gösteren ferdleri bu Risalelerle, bu nurların müessir telkinâtlarıyla kurtarıp beşeriyete fâideli birer insan olmalarına hàdim ve vesile olan ve memleketimizde de sirâyeti ve salgını görülen ve bütün dünyayı titreten kızıl vebâ komünizm tehlikesine karşı dinî ve müessir telkinâtı bakımından manevî bir mücâhid olan Bediüzzaman takdir ve tebcile lâyık, kudsî ve manevî mücâhedesinin nurlu ve müessir silâhı olan ve yirmi senede yirmibin ve belki çok fazla adamı vatan ve millete fâideli bir hâle sokmağa vesile olan Nur Risalelerini okutmak ne derece şahsım için bir suç mevzûu ve müellif-i muhteremi için sebeb-i itham olabilir? Vicdânınıza soruyorum.
2 – Savcılık makamının, “mevzu'dur” diye gayr‑ı ilmî iddia ettiği hadîsin hadîs kitaplarında sahîh olduğu; hadîs âlimlerinin kabûlüyle ve Hürriyetten evvel Meşrûtiyet devri ulemâsına Japonya’nın ve İngiltere Anglikan Kilisesinin sorduğu suâller münâsebetiyle, o devrin allâmeleri olan İstanbul âlimleri, Bediüzzaman olan müellif-i muhtereme sorarak, şimdi ismi Beşinci Şuâ olan eserde görülmekte olan o zamanki bu hadîsin te'vilen cevablarını o ehemmiyetli âlimlerin kabûl edip i'tirâz edememeleriyle sahîh olduğu kat'î sâbittir.
Hem yalnız Risale‑i Nurun bu kısmı değil; bütün hakikatleri ve dersleri hiçbir hakîki İslâm Âliminin i'tirâz edemeyeceği kadar kuvvetli hakikatlerdir ki; Diyânet Riyâseti başta olarak bütün memleketteki hakîki âlimler kabûl ve ta'zîme, tâ devr-i Meşrûtiyetten beri mecbur kalmışlar. O hakikatleri ve o kuvvetli bürhânları ismi âlim olan ve hakikat ilminden bîbehre bir-iki ferdin i'tirâz ve iddiası çürütemez. Hem gayet gülünç olur.
Maddî ve manevî menâfi'i zâhir olan ve vatanın her tarafında ve her sınıf halk tabakasında hayat‑ı bâkiyelerini i'dâmdan kurtarmak için takdir ile okunan ve onunla îmânlarını kurtardıklarından müellif-i muhteremine ebedî minnetdâr kalan binlerle vatandaşın fâidelendiği Kur'ân ve îmân hakikatlerine meftûn olarak müellifine bir şükrân borcu olarak bir mektûb yazmak ve sebeb-i itham olan hadîsin inkâr edilmeyen hakikatlerine istinâd ederek bazı ef'âl ve âsâra nazar edip hadîsin mazharı olan bu memlekette zuhûr etmiş gibi bakmak ve böyle bir zanna düşerek ve birçok İslâm âlimlerinin ihbarâtına dayanarak bazı hatâların tamiri cihetine gidilmesini bir fütûhât-ı Kur'âniye kabûl edip izhâr-ı şâdümânî eylemek ve bu görüş ve nokta-i nazarını eserleriyle tefeyyüz ettiği bir Üstada mahremâne arzetmek; vatan ve milletin anarşiliğe ve dolayısıyla bütün dünyayı titreten kızıl tehlikenin kucağına düşmemesini temennî etmek rejime bir hıyânet midir? İnkılâba dil uzatmak mıdır?
Ve o takdire ve tebcile çok elyak ilim adamını aynı iftiralardan birkaç mahkeme teberrî ettirdiği hâlde, aynı mevzûlarla zan altına alıp kimsesiz ve çok ihtiyar ve münzevî olduğu hâlde tevkîf ve tecrid ederek taht‑ı muhâkemeye alıp bizim de bu ilmî nokta-i nazarımızı ve îmânımızı kurtarmak için çalışmalarımızı bir suç telâkki edip onun güyâ devletin emniyetini ihlâl suçuna delil ve bürhân göstermek hangi vicdânın âdilâne kararıdır? Mahkemenizden soruyorum, vicdânınıza bırakıyorum.
3 – “Bediüzzaman’ın resimlerini mukaddes bir şey imiş gibi taşımak ve mektûbatını toplamak ve mektûblaşmak.” diye olan sebeb‑i ittihama gelince:
Hayat‑ı maneviye ve bâkiyemi i'dâmdan kurtarmağa ve maddî hayatın lezzet ve saâdetini tattırmağa ve benim gibi binlerle ferdlerin îmânlarının kurtulmasına eserleriyle vesile olan bir âlim-i küll ve bir müellif-i muhteremin, değil basit bir resmini taşımak; altın ve mücevherâtla süsleyerek taşımak ve ona tebrik ve mektûb göndermek ve onu sevenlerle tanışmak beşeriyetin her ferdi gibi benim de bir hakkımdır. Bu hukukumun bir suç konusu olacağını zannetmiyor ve son söz olarak diyorum ki;
Vatan ve millete ve insanlık câmiasına hizmet edebilmek için, (Hekim kimdir? Başına gelen.) fehvâsınca iki vilâyetin ve birçok kazaların zâbıtasının dahi şehâdet edebileceği şekilde; serserilikten, şahıslarını bu Nur Risaleleriyle kurtarıp başkalarını da kurtarmağa vesile olan Nur şâkirdlerinin uzun senelerden beri bu vatan ve millete, bu vatandaki idareye yaptıkları vatanî hizmet binlerle kişilik zâbıta kuvvetinin hizmetinden hakikatte daha mühim iken ve takdire ve iltifata daha lâyık iken sû‑i tefsire uğratılarak âdeta bir ecnebî rejimi hesabına kasden hareket eder gibi bizleri tevkîf ve muhâkemelere verip işimizi, gücümüzü ayaklar altında bırakmak ve bîçâre evlâd ve iyâlimizi perîşan edip ağlatmak hangi demokrasi kanunlarıyla, hangi yemînli ve yümünlü âdil hâkimlerin vicdânî ve âdilâne kararlarıyla kàbil-i te'liftir? Mahkemenizden ve vicdânınızdan soruyorum.
Ve büyük ve âdil Türk milleti ve onun àlî meclisi nâmına icra‑yı adâlet eden muhterem mahkemenizden, pek çok fevâidi ve menâfi'i meydânda olup inkâr edemediğimiz bu eserlerin serbestiyetini ve bizim de berâetimizi taleb ediyorum.
Afyon Ceza Evinde MevkufSafranbolulu Mustafa Osman