Hatâ ‑ Savâb Cetveli
Yirmi sahifeden ziyâde arkadaşlara ait olduğundan, yanlışlarını beyân etmedim. Bu yanlışların hepsi yüzden geçer. Mahkemede kırk sahife iddianâme iki saate yakın dinlettirildi. Hem hukukumuza, hem hayat‑ı şahsiyemize, hem hayat-ı ictimâiyemize ve şerefimize ve Risale-i Nurun kıymetine çok dokunduğu hâlde gücenmediğimize mukâbil iddianâmeyi yazan zâtın mes'elemizdeki sathîliğine ve dikkatsizliğine ve cerbezeliğine dokunacak bir cihet varsa, onun da gücenmemesini ve mahkemenin de tamamen i'tirâznâmemi okumaklığıma müsâadesini taleb ederiz.
Mahkemede aleyhimizdeki iddianâmede: “Yüz yanlışını isbât etmezsem yüz sene cezaya râzıyım” diye, iddia ettiğime bir hüccet olarak iddianâmenin kırk sahifesinde, şahsıma ait onbeş sahifede seksenbir yanlışını gösteren bu cedveli takdim ediyorum.
Said Nursî
Hatâlar ve Cevabları
Hatâ 1: Dini âlet ederek‥
Cevab: Reddedilmemiş müdafaâtımdaki hüccetler bu yanlışı herkese gösterir.
Hatâ 2: Emniyeti bozabilecek…
Cevab: Yirmi senede bir vukûâtı altı mahkeme göstermemesiyle bu yanlışını isbât eder.
Hatâ 3: Gizli bir cem'iyet kurmak…
Cevab: Üç mahkemenin bu noktada berâet vermesi bu yanlışını isbât eder.
Hatâ 4: Gizli cem'iyete girmek‥
Cevab: Bu defa yirmiüç adamı makam‑ı iddia tahliyesiyle kendi yanlışını kendi gösteriyor.
Hatâ 5: Hiçbir iş ile meşgul olmayan‥
Cevab: Risale‑i Nurun te'lifi ve tashihi ile olan büyük meşgaleyi görmemesi, bu yanlışını herkese gösteriyor.
Hatâ 6‑7: Devletin emniyetini ihlâle teşvik edecek hareketlerde bulunduğundan ve gizli cem'iyet kurduğundan‥
Cevab: Eskişehir Mahkemesinin yalnız tesettür ve şapka mes'elesini esâs tutması ve cem'iyet ve emniyeti ihlâle ehemmiyet vermemesi bu yanlışını gösteriyor.
Hatâ 8: Kanunun 163’üncü maddesi…
Cevab: Zâhiren o madde‑i kanunî ile, fakat hakikaten Eskişehir Mahkemesi kanâat-ı vicdâniye ile hüküm vermesi, Tesettür Risalesi’nin eskiden yazıldığını anlamasıyla, mecburiyetle kanâat-ı vicdâniyeye müracaat etmesi, bu yanlışını gösteriyor.
Hatâ 9: Dinen mukaddes tanınan şeyleri âlet etmesi…
Cevab: Bu otuz seneki hayatım ve bütün benim ile görüşenler ve mâhiyetimi bilenler, bu hükmü tekzîb ediyorlar.
Hatâ 10: Devletin emniyetini bozacak hareketlere halkı teşvik ve terğîb ederek…
Cevab: Yirmi senede hiçbir Nur Şâkirdi böyle bir vukûâta sebeb olmadığı ve on vilâyetin zâbıtaları kaydetmemeleri, bunun hatâ olduğunu gösteriyor.
Hatâ 11: Gizli cem'iyet kurmak…
Cevab: Üç mahkemenin o noktada berâet vermesi ve yirmi senedir siyaseti terk etmekliğim, bu hatânın ne kadar açık bir iftira olduğunu gösteriyor‥
Hatâ 12: Gizli neşriyatta bulunmak…
Âlem‑i İslâm’ın mühim merkezlerinde ve burada merkez-i hükûmette ve dâru'l-fünûnda yazdıkları Nur mecmuaları ellerde gezmesiyle bu yanlışını gösteriyor.
Hatâ 13: Gençlik Rehberi, Nurcular cem'iyeti arasında gizli satılmasına…
Cevab: Cerh edilmeyen müdafaâtta, yedi makàmâta gönderilen i'tirâznâmede kat'î hüccetler ile ki, Nur Talebeleri hiçbir vecihle siyâsî cem'iyet olmazlar. Hem Eskişehir Emniyet Müdürlüğü müsâadesiyle resmen tab'edilen Gençlik Rehberi, değil yalnız Nurcular arasında, herkese alenen satıldığı bu hatâsını isbât eder.
Hatâ 14: Zülfikàr ve Asâ‑yı Mûsa’nın gizli satılmasına…
Cevab: Doğrudan doğruya Diyânet Riyâseti’ne berây‑ı ma'lûmât bu mecmuaların gönderilmesi, hem alenen İstanbul’da cildlenmesi ve İstanbul’daki mühim zâtlara, hattâ bazı kitapçılara ki; Hindistan’a kadar gönderilmek için gönderilmesi, gizli satılmadığını belki ilânatla teşhîr edilmekle satıldığı bu hatâsını gösteriyor.
Hatâ 15: “Yüzkırk sûre Kur'ân” demesine…
Cevab: Kur'ân yüzondört sûre olduğunu, Kur'ânı okuyan herkes bildiği hâlde, sathîliği ve aceleliği bu acîb yanlışa sevketmiş.
Hatâ 16: Kur'ân‑ı Kerîm’e âdeta bir nazîre…
Cevab: Bin defa hâşâ! Risale‑i Nur Kur'ânın bu asırda bir mu'cize-i maneviyesinin bir âyinesi ve O’ndan tereşşuh etmiş bir tefsiri olduğuna bütün Nurcuların ve Risale-i Nurdaki yazıları görenlerin kanâatleri, bu yanlışı tekzîb ediyor.
Hatâ 17: Risale‑i Nur yüzkırk parçadan ibaret olan‥
Cevab: Müdafaâtımda belki pek çok defalar lüzumu için yüzotuz parça diye tekrarımız bu yanlışını gösteriyor.
Hatâ 18: Risale‑i Nurun te'lifi yirmiüç senede tamamlandığı bildirilen‥
Cevab: İmâm‑ı Ali’nin (ra) ve Gavs-ı A'zam’ın (ks) işârât-ı gaybiyeleriyle ve mânâ-yı işârîsiyle, bir vakit yirmidört senede Risale-i Nur tamam olacak denilmesi, o yanlışı tashih eder.
Hatâ 19: Üç kitapta toplanan Nur Risalelerinin‥
Cevab: Belki, yalnız Yirmiyedinci Mektûb, lâhikasıyla beraber o üç mecmua kadar büyük olduğu gibi onlardaki Nurun Risaleleri o üç mecmuada ancak beşten birisi olması dikkatsizlikten gelen bu yanlışını gösteriyor.
Hatâ 20: Perakende hâlinde bulunan Nur Risaleleri…
Cevab: Şimdi, Nurları yazan kalemlerin yüzbinler ve güzel, i'tinâ ile tevâfukla yazan yüzler kâtibin aşk‑ı îmânî ve ilmî ile yazdıkları Nur Risalelerine perakende, ehemmiyetsiz parçalar nâmı verilmesi zâhir bir yanlıştır.
Hatâ 21: Bazı kısmında mevzû ve gaye ile hiç ilgisi olmadığı‥
Cevab: Eski zamanda mantıkta en derin âlimleri ilzam eden ve şimdiye kadar, müdakkik âlimlerin Risale‑i Nuru o cihette tenkid edememeleri bu hatâyı söyleyene iâde eder.
Hatâ 22‑23: Risale‑i Nurun bir kısmında okuyanlara bir şey öğretme bakımından, ilmî mâhiyet taşımadığı‥
Cevab: Yirmi seneden beri hükûmetin iğfal olunmuş bazı rükünleri ve aldanmış bazı müteassıb hocalar Risale‑i Nurun aleyhinde hücum ettikleri ve herkesi ürküttükleri hâlde, hiçbir esere müyesser olmayan yüzbinler her sınıftan muhtac-ı ilm-i hakikat ona tâlib olup istifadeleri bu iftirayı pek çirkin gösteriyor.
Hatâ 24: Şimâlden gelecek büyük kızıl tehlikeye karşı bir sed olduğunu iddia ve zannetmektedir.
Cevab: Nurları okuyan bütün zâtlar; değil zan ve tahmin, belki kat'î ve yakìnî bir sûrette, Risale‑i Nurun şimâlden gelen tehlikeye bir sed olduğunu söylemeleri bu hatâyı gösteriyor.
Hatâ 25: Devletin emniyetini ihlâl etmiş‥
Cevab: Üç mahkemede üç müdafaâtımda bu iftiranın asılsız olduğunu isbât ettiğim gibi yirmi senede, bulunduğum beş‑altı vilâyet zâbıtaları, emniyeti ihlâle dair hiçbir emâreyi ne Said’in ve ne de arkadaşlarının hakkında kaydetmemesi bu iftirayı tamamıyla reddeder.
Hatâ 26: Nurcuların zanları hilâfına olarak, Nur Risaleleri yegâne okunacak tefsir değildir.
Cevab: Nur Risalelerinde ve talebelerinin lisânında her vakit söylenen “Bu zamanda en kuvvetli bir tefsir‑i Kur'ânîdir.” cümlesidir. Yoksa hiçbir vakit başka tefsirlere ilişmek hâtırlarına gelmediği, bu acîb hatânın ne kadar çirkin olduğunu gösterir.
Hatâ 27: Nurcular adı verilen talebelerin de yekdiğerleriyle görüşmeleri gizli olduğu‥
Cevab: Isparta Vilâyetinde ve bütün köylerinde, zâbıtanın ve hükûmetin taht‑ı nezâretinde âşikâre sûrette görüşmeleri ve bazı köylerde yüz kalemle yazıları neşretmeleri gizlilik isnâdını kırıyor.
Hatâ 28: Teksir makinesiyle çoğaltılması ve alanların bulunduğu yerlere götürülmesi, gizli yapılmaktadır.
Cevab: Bu ifâdede bir dirhem doğruluk varsa, üç dirhem yanlış var. Evet insafsız gizli düşmanlarımız bahâne bulmamak için dörtte bir gizli yapılmıştı. Yoksa şimdi buldukları bahâne ile bizi daha evvelden adliyeye sürüklemeleri ihtimaline binâen bir parça gizli idi. Yoksa herbirisi üçyüz‑dörtyüz sahifeli mecmualardan binbeşyüze yakın mikdarı memleketin her tarafına mümânaatsız gitmesi bu hatâyı tam gösterir.
Hatâ 29: Ve nitekim mektûbların, mürsellerin bulunduğu yerden değil başka yer postahânesinden verilerek gönderilmekte olduğu‥
Cevab: Yirmisekizinci yanlışta zikri geçtiği gibi, onda biri doğru ise dokuzu yanlıştır. Mektûblar, pek nâdir olarak postahâneye mürsellerin bulundukları yerlerden verilmemiştir.
Hatâ 30: Cem'iyet mensûbîninden Ali Savran tarafından gönderildiği‥
Cevab: Makam‑ı iddianın o Ali Savran’ı tahliye etmesi ve sonra da bu mahkemede yine tevkîf etmeyip memleketine gitmesine izin vermesi, cem'iyetçilik olmadığını makam-ı iddia kendi kalemiyle isbât etmiştir.
Hatâ 31: Yine gizlice bazı vatandaşların mensûb oldukları gizli cem'iyete‥
Cevab: Böyle asılsız bir hatâyı tekrar etmek de büyük bir hatâ olduğu ma'lûmdur.
Hatâ 32: Herkese okunmasının dahi sevâb olduğunu söyleyerek iğfale çalıştıkları‥
Cevab: Otuzüç Âyât‑ı Kur'âniye’nin işârâtına mazhar ve şimdiye kadar yüzbinler adama îmân cihetinde te'sirli hizmet eden ve pek çok gençleri ıslah eden Risale-i Nurla iğfal edilmiş diyen, elbette nefs-i emmârenin iğfaline kapılmış ki, böyle hatâ ediyor.
Hatâ 33: Bundan, başka gizli maksad görünmüyorsa bu gizliliğe mahal görünmezdi.
Cevab: Kırk seneden beri bana sû‑i kasda çalışan gizli düşmanlarımın desîseleriyle şahsıma karşı eşedd-i zulmü yapanlardan çekinmek için gizlenmiştir.
Hatâ 34‑35: Dinî hissiyatı âlet ederek, devletin emniyetini bozmağa halkı teşvik eden hareketlerinin‥
Cevab: Hiç aslı olmayan uzak bir imkânı vukûât yerinde sarf ederek bu kadar tekrar etmek yalnız garazkârâne bir iftiradır.
Hatâ 36: Kanunî ve zarûrî olarak takib edilmesine, münâfıklık, zındıklık, dinsizlik ve zulüm olarak tavsif eden‥
Cevab: Bizi kanunsuz hapislere sokmak ve gizli düşmanlarımızın desîseleriyle bizi perîşan etmek sırasında o gizli düşmanlarımıza münâfıklık, zındıklık, dinsizlik söylediğimizi, iğfallerine kapılmış memurlara atfetmesi hatâdır.
Hatâ 37‑38: Kimseyle görüşmediğini ileri sürdüğü hâlde, gizli olarak vilâyet ve kaza ve köylerden gelenleri kabûl edip görüşmüş.
Cevab: Bu yazıda bir doğru varsa, yirmisi yanlış. Çünkü, yirmi ve otuz ziyaretçiden ancak bir tanesini kabûl ettiğimi mahallî zâbıtası ve ahâli bildiği hâlde böyle küllî ve dâimî bir sûrette isnâd etmek iftiradır.
Hatâ 39: Sûreten bu inziva hâli, yakınları olan talebeleri tarafından bir çok kerâmetlerin mevcûdiyetinin kabûlüne ve bütün Nurculara inandırılmasına yol açmış.
Cevab: Bu inziva, böyle kanunsuz belâlara düşmemek ve tasannu' ve hodfürûşluktan kurtulmak için olduğu ve Nur Şâkirdlerinin bu inzivayı beğenmedikleri hâlde bundan kendimi kerâmet sâhibi göstermek ve dostları da onunla onu kerâmetli bilmek mânâsız bir iftiradır.
Hatâ 40: Kerâmetleri ve velîliği hakkındaki söylenenleri ve yazıları red ve cerhetmiyor‥
Cevab: Bu pek zâhir bir hatâdır. Yüz yerde kardeşlerime yazmışım ki; şahsımda hiçbir ehemmiyet yok. Bana karşı hüsn‑ü zannınız yanlıştır. Sizin ihlâsınız var. Ben belki ihlâsa muvaffak olamıyorum. Hizmette de size yetişemiyorum dediğim ve hiçbir defa nefsimi medhetmediğim hâlde bu isnâd büyük bir iftiradır.
Hatâ 41: Ve bu yolda öğünmesine bir sebeb olmuştur.
Cevab: İddianâmeyi yazan, sathîlik ve garazla baktığı için, Risale‑i Nurun senâsını benim şahsımın senâsı zannetmiş, bu hatâya düşmüş. Ve çok yerlerde böyle hatâya düşüyor.
Hatâ 42: Said tefâhura düşkündür.
Cevab: Bu otuz senelik yeni hayatım ve bütün beni tanıyanlar onun bu iftirasını tekzîb eder.
Hatâ 43: Bunu eserlerinin muhtelif yerlerinde görmek mümkündür.
Cevab: İddiacının bu dediği tefâhur benim şahsıma değil, bütün o tefâhuru hâtırına getiren senâlar, Risale‑i Nura aittir. Risale-i Nur da Kur'ânın tefsiridir.
Hatâ 44: Sirâcü'n‑Nur kitabında, eserin dört buçuk saat zarfında yazıldığı kaydedilmiştir.
Cevab: Bu yazısında iki hatâsı var. Birisi: Sirâcü'n‑Nur dört buçuk saatte te'lif edilmiş değil, onun içinde onbeş-yirmi sahifeden ibaret Hastalık Risalesine aittir. Orada imzaları bulunan iki kâtibin arzularıyla bir tahdîs-i ni'met olarak yazılmıştır. Bunda hiçbir kimsenin hâtırına tefâhur gelmez, ancak bir şükürdür.
Hatâ 45: İlminin vüs'atini ve karîhasının genişliğini ve zekâsının feyzini ve yüksekliğini anlatmak istemiştir.
Cevab: Elli‑altmış senelik hayat-ı ilmiyesi böyle temeddühlere ihtiyaç bırakmadığı gibi âhir ömründe şahsını temeddühten bütün bütün çekindiği, yalnız hakàik-ı îmâniyenin beyânında yanlış etmediği ve sırf Kur'ânın feyzinden iktibas ettiğine dair beyânâtı, böyle hodfürûşâne bir sûrete çevirmek büyük bir iftiradır. Hattâ o yanlış, doğru da olsa meşhûr Abdülvehhab-ı Şa'rânî ve Muhyiddin-i Arabî gibi pek çok ehl-i hakikat ulemâ, tahdîs-i ni'met nev'inde bu tarz-ı ihsânat-ı İlâhiye’yi çok defa kitaplarında zikretmişler.
Hatâ 46‑47: Kendi kerâmetine o kadar inanmıştır ki, İlâhî ve tabîi olan bir çok hâdiseleri kendisinin ve Risale‑i Nurun kerâmetidir, der.
Cevab: Bu hatâsında birkaç vecihle yanlışı var. İlâhî ve tabîi olarak iki kısma ayırmak ve tabiata da bir hisse‑i icâd vermek, dinde bir yanlış olduğu gibi; Risale-i Nura ve Şâkirdlerine gelen zulmün aynı zamanında zelzele gibi müteaddid hâdiselerin tevâfukları‥ Risale-i Nurun makbûliyetine ve bir sadaka-i makbûle hükmüne geçtiğine bir işâret-i gaybiyedir demesini tefâhur zannetmek, iftira olduğunu herkes bilir.
Hatâ 48: Risale‑i Nurun tokadı olarak vasıflandırmaktadır.
Cevab: Bunu müdafaâtımda pek zâhir bir hatâ olduğunu isbât ettiğimiz gibi Risale‑i Nurun tokadıdır, denilmemiş, belki Risale-i Nur sadaka-i makbûle gibi belâların def'ine vesile olmasından o gizlendiği ve müsâdere edildiği zamanda bazı belâlar fırsat bulup başımıza gelir denilmiş. Bu ise, adâlet-i İlâhiye’nin bir tokadıdır.
Hatâ 49: Muhtelif yerlerde olan zelzeleler ve seylâblar, Risale‑i Nurun şiddetli birer tokadı olarak vukû' bulmuştur.
Cevab: Cevabı mükerrer verilmiş bir hatâyı tekrar etmek, garazkârâne bir yanlıştır.
Hatâ 50‑51: Bu seylâb ve zelzelelerden Risale‑i Nurun ve binnetice kendisinin kerâmetiyle kurtulmuşlardır. Ve masûmlar ve çocuklar o belâlardan zarar görmüşler. Said bunu izâh etmemiş ve edememiştir.
Cevab: Risale‑i Nurun mükerrer yerlerinde yazılmış ki, zâlimlere gelen musîbetlerde masûmların telef olan malları sadaka ve vefât edenler de şehîd hükmünde olduğunu beyân, bu yanlışını ve sathîliğini gösterir.
Hatâ 52: Hayır ve şerrin Allah’tan olduğunu inkâr yoluna sapmak gibi, bir tezâda düşmüştür.
Cevab: Risale‑i Nurdan Kader Risalesi olan Yirmialtıncı Söz’ün sırr-ı kaderi emsâlsiz bir sûrette beyânı ve îmânın erkânlarını Risale-i Nurun hàrika bir tarzda isbâtı meydânda iken böyle bir iftira, garazkârlıktan başka bir şey değildir.
Hatâ 53: Nur Şâkirdlerinin bazıları ona bir mehdilik de tevcîh etmişlerdir.
Cevab: İ'tirâznâmemde kat'î hüccetlerle onun bu hatâsı reddedilmiş. Hem hiçbir vakit, değil böyle büyük makamları belki küçük medih ve hüsn‑ü zan ile nefs-i emmâresine bir benlik vermemek için reddettiği mahkemelerde de görülmüştür.
Hatâ 54: Müceddidlik ve büyük makamlar veren şâkirdlerinin hitâbelerine, enâniyet ve tefâhura olan meyli icâbı i'tirâz etmeyerek bu teveccühleri kabûl ettiği göz önündedir.
Cevab: Bu hatâsında kaç vecihle iftira var olduğu i'tirâznâmemde ve bu cetvelde kaç yerde isbât edilmiştir.
Hatâ 55: “Hazret‑i Ali’nin (ra) ilm-i hakikat itibariyle şâkirdi olduğumdan, manevî evlâdı olabilirim” demesiyle kendine atfedilen makamlara liyâkatini kabûl etmiş görülmektedir.
Cevab: Bedî' mânâsında olan Celcelûtiye kasidesinde İmâm‑ı Ali’nin (ra) çok cihetlerle Risale-i Nura sarâhat derecesine yakın işârâtı içinde; Bediüzzaman ismini Risale-i Nura vermesinden bana emâneten verilen o ismi, Risale-i Nura iâde ettiğimi yazmışım. Bununla beraber ben de manevî Âl-i Beyt’ten sayılabilirim demekten maksadım; bir kısım müçtehidlerin: وَعَلٰى اٰلِهِ وَصَحْبِهِ duâsında, “Seyyid olmayan fakat ehl‑i takvâ bulunanlar, o duâda dâhildirler.” dediklerinden, o umumî duâda benim de bir hissem bulunması için ricâkârâne bir te'vildir. Yoksa, o hatâkârâne mânâ hiç hâtırıma gelmemiş.
Hatâ 56: Ahmed Feyzi’nin risaleciğinin başında Said’in iki buçuk sahifelik yazısı ile يَٓا اَيُّهَا الْمُزَّمِّلُ âyet‑i kerîmesinden ebced hesabıyla “Kürdî” kelimesi çıkarılmış.
Cevab: Burada benim iki sahifecik yazıma, Ahmed Feyzi’nin hakkımda mübâlağakârâne medihlerini kabûl ettiğim mânâsı verilmiş, hatâ etmiş. Çünkü, benim o mektûbum Ahmed Feyzi’nin dikkatini ve ilmini takdir ile beraber hakkımdaki haddimden ziyâde hüsn‑ü zanlarını cerh ve ta'dil için yazılmıştır. Hem âyetin mânâ-yı işârî tabakasından riyâzî ve ebcedî bir tevâfukla üstadına karşı bir mânâ çıkarıp, hürmetine bir makbûliyet alâmeti olarak yazmış. Böyle şeylere yanlış denilmez ki, medâr-ı mes'ûliyet olsun. Olsa olsa ilmî bir hatâdır. Siyasete temâsı yoktur.
Yine Ahmed Feyzi’nin Risale‑i Nurun müsellem faziletinin bir parçasını kendi üstadına isnâd etmesi ve bu zamanın bir hidayet vâsıtası olduğunu demesini, medâr-ı mes'ûliyet görüyor. Hâlbuki, herkes sevdiği bir adam hakkında mübâlağakârâne ve ifratkârâne medih ve senâ etmekte, örfen, âdeten, ilmen dahi hatâ olmadığı hâlde, hiç münâsebeti olmayan bir sözdür.
Hatâ 57: Böyle acîb da'vâlarla belki bir zaman peygamberliğini da'vâ ile hezeyan hâli başlamış oluyor.
Cevab: Bunun bu iftira ve isnâd ve hatâsından El‑iyâzü Billâh derim. Böyle hiç kimsenin hâtırına gelmeyen ve bizi bilen hiç kimseyi kandırmayan isnâdları, elbette kanun, siyaset ve idarenin haricinde bunda dehşetli bir mânâ hükmediyor ki; şeytanın da kimseyi inandıramadığı iftirayı ediyor.
Hatâ 58: İhtiyar Risalesinde “Yedinci Ricâ” gibi bazı risaleleri halkı devletin aleyhine teşvik edecek harekette ve mâhiyette görülüp, Eskişehir Mahkemesinde mahkûmiyetine karar verilmiş.
Cevab: Bu da zâhir bir hatâdır. Yedinci Ricâ ve İhtiyarlar Risalesi, değil sebeb‑i mahkûmiyet ve emniyeti ihlâl etmek, belki çok cihetlerle beni zulümden kurtardığı gibi Eskişehir’deki kanâat-ı vicdâniye ile verilen hafif ceza da Tesettür Risalesi’nin bir mes'elesi içindir. Makam-ı iddianın dikkatsizliği ve sathîliği ile böyle yanlışlar oluyor.
Hatâ 59: Husrev Altınbaş, Türk harfleri kanununa aykırı olarak Asâ‑yı Mûsa ve Zülfikàr gibi mecmuaları Arab harfleriyle yazmış.
Cevab: Şimdiye kadar Kur'ân harfleri ve hattı, Türk milletinin hatt‑ı kadîmi olduğu hâlde; lâtin harflerini, Türk harfleri deyip Kur'ân harfleriyle Asâ-yı Mûsa’yı yazan Husrev’i mes'ûl etmek birkaç vecihte yanlış olduğunu ehl-i insaf anlar‥
Hatâ 60‑61-62-63: İstinâd ettiği hadîsler zaîf ve hattâ mevzu' olmakla beraber, te'villeri yanlış ve aslı yoktur.
Cevab: Bütün ümmet bin seneden beri telâkki‑i bilkabûl ettiği ve Âlem-i İslâm içinde az bir kısım ulemânın başka te'villerle bir derece zaafiyetine hükmettiklerine mukâbil, Cumhûr-u Muhaddisîn ve Ümmet-i Muhammediye (asm) kabûl ettiği; âhirzamanda gelen bazı hâdiseler hakkındaki muhtelif rivâyetleri te'vil, yani mümkün bir ihtimal mânâsıyla bu zamanda vukû'a gelen ve gözle görülen hâdiselere tam mutâbık çıkmasını beyâna, dünyada hiçbir ehl-i ilim yanlış diyemez. Farazâ o hadîslerden birisi mevzu' da olsa; mevzu'un mânâsı hadîs değil, demektir. Yoksa mânâsı yanlıştır, demek değildir ki; darb-ı mesel nev'inde ümmet o rivâyeti kabûl etmiş. Bu nev'i te'vilâta yanlış diyenler, kaç cihette yanlış olduğu gibi, ümmetin telâkkisine ihanet ve hadîsleri inkârdır. Ve “Süfyâna dair hiçbir hadîs yoktur, varsa mevzu'dur.” diyen müddeî hiç hadîs kitaplarını okumadığı, belki Kur'ânın sûrelerinin ne kadar olduğunu bilmediği hâlde, biri bir milyon, diğeri beşyüzbin hadîsi hıfzına alan İmâm-ı Ahmed İbn-i Hanbel ve İmâm-ı Buhârî gibi müçtehidlerin, böyle küllî ve umumî bir tarzda cesâret edemedikleri hâlde, o müddeî, küllî bir sûrette ve umumî bir tarzda; “Süfyân hakkında hiçbir hadîs yoktur, varsa mevzu'dur.” demesiyle haddinden binler defa tecâvüz edip büyük bir hatâyı irtikâb etmiş. Farz-ı muhâl olarak hadîs de olmasa Ümmet-i İslâmiye’de bir hakikat-i ictimâiye ve müteaddid defalar eseri görülmüş vâki ve hak bir hâdise-i istikbâliyedir.
Hatâ 64: İrsiyette kadın ve erkeğin müsâvâtı aleyhinde olduğu gibi medenî kanunları kabûl etmediğinden inkılâb aleyhindedir.
Cevab: Otuz sene evvel medenî kanunlara istinâd edip Kur'ânın bir‑iki âyetini tenkid eden ve Doktor Duzi’nin kitabını ifsad için neşreden bir-iki münâfığa karşı bazı âyetlerin cerhedilmez bir tarzda tefsirini şimdi yazılmış gibi telâkki edip medâr-ı mes'ûliyet etmek Kur'ânın o âyetlerini inkâr etmek hükmünde bir hatâdır.
Hatâ 65: Süfyân ve bir İslâm deccâlı, Mustafa Kemâl olduğu Beşinci Şuâ’da anlaşılıyor.
Cevab: Beşinci Şuâ, küllî bir sûrette çok zaman evvel müteşâbih bir hadîsin bir te'vilini beyân etmesi ve i'tirâznâmemde kat'î cevabı verilmesi; bu zâhir yanlışı ve medâr‑ı mes'ûliyet olması büyük hatâ olduğunu gösteriyor. Eğer mes'ûliyet varsa bu ince, küllî mânâyı böyle cüz'î bir şahsa tatbik edip mahkemede teşhîr eden kimse mes'ûl ve suçlu olur.
Hatâ 66: Şapka, fes gibidir. Îmân ile hiç alâkası yoktur. Îmân ise tamamen vicdânî ve kalbî olduğunu Said bilmekten âcizdir.
Cevab: İslâm ulemâsı ve müçtehidleri ve Şeyhülislâmlar, hususan İmâm‑ı A'zam, îmânı zedeleyen çok alâmetleri ve harekâtları kaydettikleri hâlde hususan şapka ve zünnârın (Kütüb-ü kelâmiyede dahi) ulemânın, îmânın muktezâsına münâfî olduğunun ittifaklarına karşı böyle sözleri yazan ne kadar hatâ ve yanlış olduğunu dîvâneler de anlar. Şapka hakkında i'tirâznâmemdeki beyânât ve Risale-i Nurdaki îmân-ı tahkîkînin hàrika hüccetleri, Said’in idrakinde âcizdir demesini yüzüne çarpar.
Hatâ 67‑68: Şapkanın küfür alâmeti ve devam‑ı ısrarı da dinsizlik olması üzerinde çok durmaktadır. Şapkanın giyilmemesi için propagandaya ve kendi tâbirlerince mücâdele ve mücâhedeye giriştikleri görülmektedir.
Cevab: İ'tirâznâmemde dört‑beş yerinde gayet kat'î bir sûrette bu yanlışın ne kadar mânâsız olduğunu gösterir.
Hatâ 69: Nur Talebelerinin şapka giymeyerek bere giydikleri müşâhede edilmiştir.
Cevab: Nur Talebelerinin umumu değil, ehl‑i takvâ olanlar, hususan hayat-ı ictimâiye ile alâkası az olanlar lüzumsuz, mânâsız, secdeye mâni olan şapkayı giymediklerini medâr-ı mes'ûliyet zanneden, kendisi hakikat ve adâlet ve maslahat-ı millet nazarında mes'ûldür.
Hatâ 70: Şapkanın küfür alâmeti olması ve sayılması bir îmân hâline geldiği gibi‥
Cevab: Kırk sene evvel İstanbul ulemâsına verdiğim cevabı, mahkemede beyân ettiğim gibi bütün ulemâ‑i İslâm’ın isti'mâl ettiği bir tâbiri, yalnız bana isnâd etmek ve bunu da, bir îmân hâline geldiği ile tâbir etmek, hem İslâmiyete, hem ehl-i ilme, hem bana karşı bir ittiham değil, dîvânecesine bir ihanettir. Ona iâde ediyorum.
Hatâ 71: Medreselerin ve tekyelerin kapanmasından, ezân ve kamette اَللّٰهُ اَكْبَرُ denilmemesinden, bunlar âhirzaman alâmetlerinden sayıldığından, inkılâb hareketlerine karşı bir kışkırtmak istediği anlaşılmıştır.
Cevab: Kırk sene evvel bir‑iki hadîsin te'vilini beyân ettiğimi ve Diyânet Riyâsetinin ulemâsının yeni icâdlarının fetvâsına karşı onbeş sene evvel yazdığım bir risaleyi reddetmeyip bana ilişmedikleri hâlde, bu mes'eleyi şimdi medâr-ı bahsetmek adliye kanunuyla hiçbir münâsebeti yok. Makam-ı iddia eski nakarâtı tekrar edip, bin dereden su toplamak nev'inde isnâd etmesi; hem yanlış, hem hatâ, hem de idareye bir zararı muhtemeldir.
Hatâ 72: “Beşinci Şuâ’ın mes'elelerini herkese göstermek câiz değildir, mahremdir.” ihtarını yapmayı unutmamıştır.
Cevab: Her bahâne ile bizi perîşan etmek isteyen gizli düşmanlarımızın şerlerinden tahaffuz ve müddeî gibi sathîce mânâlar verilmemek için (Bu mahremdir, herkese gösterilmesin) denilmesini bir suç sayıp ve suçunu ikrar ediyor mânâsına çevirmek zâhir bir yanlıştır‥
Hatâ 73: Ahmed Feyzi “Bediüzzamanü'l‑Kürdî” kelimesini bulmak için iki kere Muhammed (asm) kelimesinin tevâfukunu göstermiş. Acaba Said el-Kürdî, Peygamberimiz Muhammed Mustafa’ya (asm) benzetilmek mi istenilmiştir.
Cevab: Ahmed Feyzi’nin; Risale‑i Nur, Kur'ânın bir tefsiri olmasından ve her vakit nübüvvetin Şerîatını tatbik eden ve veraset-i Nübüvvet ve اَلْعُلَمَاءُ وَرَثَةُ الْاَنْبِيَاءِ hadîsine istinâden bîçâre Said’i o irsiyette, o Kur'ân hizmetinde, değil bir benzemek belki sünnete ittibâ' etmek mânâsındaki ilmî ve ebcedî istihrâcını medâr‑ı mes'ûliyet gören, hem تَخَلَّقُوا بِاَخْلَاقِ رَسُولِ اللّٰهِ mânâsını anlamayan elbette üç cihette yanlış etmiş. Zât‑ı Ahmediye’nin (asm) güneşinden tereşşuh eden bir zerrecik nuruna mazhariyetini büyük bir saâdet telâkki eden Said’in elbette yüzbin derece kendi haddinden tecâvüz edip O’na kendini benzetmeğe çalıştığını söyleyen dîvânedir. Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselâm’a ittibâ'ı ve sünnetine iktidâ mânâsını anlamamış.
Hatâ 74: İslâm tarihinde hiçbir din âliminin Kur'ân‑ı Kerîm’i ve hadîsleri böyle şahsî fikirlere ve maksadlara âlet ettiği görülmemiş ve işitilmemiştir.
Cevab: Bunun, bu yanlışında beş vecihle hatâ var. Hem kitapları, ulemâyı, tefsirleri görmediğine ve mânâ‑yı sarîhî ile, mânâ-yı işârî ve mânâ-yı küllî ile hususî ferdlerin farkını anlamayan bir cehâlettir. Necmeddin-i Kübrâ ile Muhyiddin-i Arabî gibi binler ulemâların küllî hâdiselerine, hattâ nefsin cüz'î ahvâline dair âyâtın mânâ-yı sarîhi değil, işârî mânâlarını beyân sadedinde çok yazıları var olduğu ma'lûmdur. Hem âyâtın mânâ-yı işârî-i küllîsinde her asırda efrâdı bulunduğu gibi, bir ferdi bu zamanda ve bu asırda Risale-i Nur ve bazı şâkirdleri de bulunduğuna eskiden beri ulemâ mâbeyninde makbûl bir riyâzî düsturu olan ebced ve cifir hesabıyla bir tevâfuk göstermek, elbette hiçbir cihetle âyâtı şahsî fikirlere âlet ediyor denilmez. Ve böyle diyen büyük bir hatâ eder. Ve dekàik-ı ilmiyeye ihanet eder.
Hatâ 75: Ehl‑i Sünnete göre, İmâm-ı Mahfî ve İmâm-ı Muntazır akîdesi bâtıldır.
Cevab: Mehdi hakkında Şiîlerin, “Oniki İmâmdan birisi, hayatta iken gizlenmiş, âhirzamanda çıkacak” demelerine mukâbil Ehl‑i Sünnetin bir kısmı İmâm-ı Muntazır akîdesi bâtıldır demişler. Az bir kısım Hanefî ulemâsı da لَا مَهْدِيَّ اِلَّا ع۪يسٰى demişler. Bunda hem Denizli’deki ehl‑i vukûfun bir kısmı, hem makam-ı iddia yanlış mânâ vermişler. Her asırda mehdi mânâsına ümmetin fıtrî bir ihtiyacına binâen beklemişler. Ve birkaç vecihte rivâyetlerin delâletiyle birkaç mehdi belki her asırda bir nev'i mehdi, Sâdât-ı Ehl-i Beyt’ten geleceği ümmetçe kabûl edilmiş. Buna hatâ diyen birkaç cihette yanlış eder.
Hatâ 76: Bir kitapta Mehdi’ye dair hadîslerin kâffesi zaîftir denilmiş.
Cevab: Hangi mes'ele var ki, bazı kitaplarda ona ilişilmesin. Hattâ İbn‑i Cevzî gibi büyük bir muhaddis bazı sahîh ehâdîsi mevzu' dediğini, ulemâlar taaccüble nakletmişler. Hem, her zaîf veya mevzu' hadîsin mânâsı yanlıştır demek, değildir. Belki an'aneli sened ile hadîsiyeti kat'î değildir demektir. Yoksa mânâsı hak ve hakikat olabilir.
Hatâ 77: Bunların zaîf ve muzdarib olduğunda ittifak vardır. İmâm‑ı Şâfiî değil mevzu'u, mürseli de kabûl etmediği hâlde, Said Şâfiî iken bunları kavl etmesinin hikmeti anlaşılamamıştır.
Cevab: İttifak olmadığına bin seneden beri ehl‑i hadîs ve ümmetçe bu hakikatin devamı kat'î bir delildir. Bu da hatâ içinde bir hatâdır. Hem İmâm-ı Şâfiî mürsel ve zaîf hadîsleri ahkâm-ı şer'iyede hüküm çıkarmak için hüccet tutmuyor. Yoksa (hâşâ) ümmetçe kabûl edilen hakikatli hadîsleri ahkâmda değil, fezâil-i a'mâlde ve hâdisât-ı İslâmiyede hüccetlerini ve delâletlerini kabûl etmiştir.
Hatâ 78: İlm‑i gayb Allah’a mahsûstur. Hiçbir velî tasarrufât yapamaz ve gaybı bilemez. Hattâ Peygamber de bilmez. Hâlbuki, bir risalede işârât-ı hadîsiye ile hilâfetin mebde' ve müntehâsını göstermiş.
Cevab: Evet, herkes bizzat gaybı bilmez. Fakat i'lâm ve ilhâm‑ı İlâhî ile bilinebilir ki, bütün mu'cizât ve kerâmât ona dayanır. Hazret-i İmâm-ı Ali’nin işârât-ı gaybiyesinin Risale-i Nura işârâtına dair bir risalenin âhirinde اِنَّ الْخِلَافَةَ بَعْد۪ي ثَلَاثُونَ سَنَةً Hadîs‑i Şerîfinin işârâtında birkaç lem'a-i i'câziyeyi tam vâkıa mutâbık güzel bir tarzda ve görenlerin takdirine mazhar olmuş bir beyânı çürük görmek ve i'tirâz etmek bir cehâlet, bir hatâ eseridir.
Hatâ 79‑80: Gizli cem'iyet kurduğu ve din perdesi altında emniyeti bozmak maksadıyla kitab ve mektûbların vâsıtalarla gönderilmiş olması.
Cevab: Üç mahkeme gizli cem'iyet noktasında berâet vermesi ve beş‑on vilâyetin zâbıtaları hiç ilişmemesi ve i'tirâznâmemde reddine dair yüz hüccet gösterilmesiyle beraber böyle onbeş sahifede onbeş defa tekrarı on vecihte hatâdır.
Hatâ 81: Beşinci Şuâ’nın te'villeri yanlıştır.
Cevab: Bunun ve sâir bütün tenkid ve i'tirâzlarının cevabları i'tirâznâmemin âhirinde kat'î bir sûrette zikredilmesinden kısa kesiyoruz.