بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ
Evvelâ: Bir inâyettir ki, o adamın müfteriyâne iddianâmesini işitemedim. Yoksa şiddetle konuşacaktım. Reise, seni mahkemeye veriyorum, yani haksızlığınla mahkeme‑i kübrâ’ya ve kanunsuzluğunla dünya mahkemesine. Ve avukatım yok dediğimden maksad, onlara, bizim umumumuzun küllî mes'elede vekilimizdir, benim hususî şahsıma gelen hücuma ancak ben mukàbele edebilirim, demektir. Ahmed Hikmet’e bildiriniz.
Sâniyen: Savcının isnâdâtına karşı eski müdafaâtımız kâfîdir.
Sâlisen: Mustafa Osman, Ceylan nasıl telâkki ettiklerini ve hiç bulantı onlara vermediklerini ve dâire‑i Nurda dahi fenâ te'sir etmeyeceğini bana yazdılar. Kahraman Tâhir’i gördüm. O da öyle telâkki etmiş. Husrev ve Feyzileri ve Sabri’yi merak ettim.
Râbian: Zannederim ki, şimdi küfür ve dalâlet, komiteler ve cem'iyetler şeklinde hücum ettikleri içindir ki; kader‑i İlâhî, bunlara bu eşedd-i zulüm ile bir cem'iyet isnâdıyla bizi tâzib ettiriyor. Demek şimdi ehl-i îmânın ittihâdına pek çok lüzum var. Biz o hakikati bilmediğimiz için kaderin adâlet tokadını yeriz.
Said Nursî