Kardeşlerim!
Bunun gibi tesellîye dair evvelce yazılan küçük mektûblar arasıra okunsa ve Meyvenin, hususan âhirleri beraber mütâlaa edilse ve hâtıra gelen Risale‑i Nurun mes'eleleri müzâkere olsa, inşâallâh talebe-i ulûmun şerefini kazandırır. İmâm-ı Şâfiî (ks) gibi büyük zâtlar: “Talebe‑i ulûmun hattâ uykusu dahi ibâdet sayılır.” diye ziyâde ehemmiyet vermişler. Böyle medresesiz bir zamanda, böyle azâb yerlerde, böyle yüksek talebelik yüzünden yüz sıkıntı da olsa, aldırmamalı, veyâhut خَيْرُ الْاُمُورِ اَحْمَزُهَا deyip o meşakkatler yüzünden ferâhla gülmeliyiz.
Amma fakir arkadaşların çoluk ve çocuk ve idare ciheti ise; musîbette, kendinden ziyâde musîbetliye ve ni'mette, daha noksaniyetliye bakmak kaide‑i Kur'âniye ve îmâniye ve Nuriyeye binâen, yüzde seksen adamdan daha ziyâde rahattırlar. Şekvâya hiç hakları olmadığı gibi, seksen derece bir şükür, üstüne haktır.
Hem burada kısmetimizi almak, yemek; kader‑i İlâhî ta'yin etmişti. Adâlet-i rahmet; bizi toplattırdı, çoluk-çocuk Rezzâk-ı hakîkilerine emânet edildi, muvakkaten o nezâret vazifesinden me'zuniyet verdi. Nasıl ki, bir gün bütün bütün elini çektirecek, azledecek… Mâdem hakikat budur, حَسْبُنَا اللّٰهُ وَنِعْمَ الْوَك۪يلُ deyip teslîm ile şükretmeliyiz.