Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Bize karşı bu geniş ve ehemmiyetli hücum ve tecâvüzün hakîki sebebi Beşinci Şuâ olmadığını, belki Hizbü'n‑Nurî ve Miftâhü'l-Îmân, Hüccetü'l-Bâliğa olduğunu bu fecirde bir ihtar-ı manevî ile hissettim. Dikkatle Hizbü'n-Nurî’yi kısmen okudum, Miftâh’ı da düşündüm, bildim ki:
Zındıklar, küfr‑ü mutlak mesleğini bu iki keskin elmas kılınçların darbelerine karşı muhâfaza edemediklerinden, bir parça az siyasetle münâsebeti bulunan Beşinci Şuâ’ı zâhirî bir sebeb gösterdiler, hükûmeti iğfal edip aleyhimize sevkettiler.
Aynen bu ihtar ile beraber hâtıra geldi ki: “Bir kısım zaîf kardeşlerimiz muvakkaten vazgeçseler, belki kendileri bu belâdan kurtarılır.” diye izin vermek istedim.
Birden ihtar edildi ki: Bu derece alâkası devam eden ve iki defa bu imtihana giren ve mukâbilinde bu kadar zahmet çektikten sonra fâidesiz, zararlı kalben vazgeçmek değil, belki yalnız onları aldatmak için sırf zâhirî bir ictinâb gösterebilir. Yoksa hem kendine, hem bizlere, hem kudsî mesleğimize zararı dokunur, cezası olarak aks‑i maksadıyla tokat yer.