بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ
Azîz, Sıddık Kardeşlerim ve Bu Misâfirhâne‑i Dünyada Arkadaşlarım!
Ben, bu gece Eski Said’in izzetli damarıyla, ellerimiz kelepçeli beraber mahkemeye süngülü neferât ile sevkimizi düşündüm, şiddetli bir hiddet geldi. Birden kalbe ihtar edildi ki:
Hiddet değil, belki kemâl‑i iftiharla, şükür ve sevinçle bu vaziyeti karşılamak lâzımdır. Çünkü zîşuûr ve hadd ü hesaba gelmeyen melek ve rûhânilerin ve insanlardan ehl-i hakikatin ve ashâb-ı vicdânın ve îmân-ı tahkîkî sâhiblerinin nazarlarında, hak ve hakikat ve Kur'ân ve îmân yolunda bu asra meydân okuyan bir kahramanlar kafilesi sûretinde görünüyorlar. Bunların, teveccüh-ü Rahmet-i İlâhiye’yi ve kabûl-ü Rabbâniyeyi gösteren bu yüksek takdir ve tahsinlerine karşı mahdûd bir kısım serseri ve haylaz ve sefîhlerin tahkîrkârâne nazarlarının, hiçbir ehemmiyeti olamaz.
Hattâ bir gün hastalık için araba ile gittiğim zaman, çok ağırlık hissettim ve sonra sizin gibi elim bağlı beraber gittiğim vakit, büyük bir inşirah ve manevî bir ferâh hissettim. Demek o hâl, bu sırdan ileri gelmiş.
Çok defa söylediğim gibi yine tekrar ediyorum ki; tarihte Risale‑i Nur şâkirdleri gibi hak yolunda pek çok hizmet eden ve pek çok sevâb kazanan ve pek az zahmet çeken görülmüyor. Biz ne kadar meşakkat çeksek, yine ucuzdur.