Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Nur‑u Muhammedî’ye ve sahâbeye bakan dört sahife çok güzeldir. Âhirinde, – Risale-i Nura ve dolayısıyla bize bakan kısımlar – Hasan Feyzi’nin hüsn-ü zannı pek fazla gitmiş. Gerçi o âhir kasidesinde Risale-i Nurun hakikatini ve şahs-ı manevîsini murad etmiş. Yine ta'dile muhtaç gördüm. Bazı kelimeleri ilâve ve birkaçını tebdil ettiğim hâlde, yine ondan benim hisseme düşen, bin derece haddimden ziyâdedir diye titredim. Fakat mâdem şâkirdleri şevke ve gayrete getiriyor, size havâle ediyorum. Siz, hem bu zamandaki vehhamlıları, hem mesleğimizin muktezâsı olan mahviyet ve ihlâs ve terk-i enâniyet noktalarını nazara alınız; münâsib gördüğünüz kelimeleri ta'dil ediniz. Bu fütûr zamanında ehemmiyetli bir kamçı-yı teşviktir, arkadaşlara gönderebilirsiniz.
Hem o kıymetli kardeşimiz, merhum Hâfız Ali’nin (rh) vârisi ve halefi yerinde, Risale‑i Nura fevkalâde irtibat ve sadâkatle bağlıdır. Benim ta'dilimden gücenmesin.
Gayet samîmî bir kanâatle ve kuvvetli bir i'timâd ile ve derin bir ilimle ve parlak bir îmân ile Risale‑i Nurun mâhiyetini iki defadır ta'rif eden Risale-i Nurun hàs şâkirdlerinden ve ehemmiyetli eski muallimlerden Hasan Feyzi’nin Sikke‑i Tasdik-ı Gaybî’den aldığı bir ilhâm ile Risale‑i Nur hakkında ve o nurun menba'ı ve esâsı olan Nur-u Muhammedî (asm) ve hakikat-i Kur'ân ve sırr-ı îmân ta'rifinde bu kasideyi yazmıştır.