Azîz, Sıddık Kardeşim!
Câmide az görüştük; lüzumlu bazı şeyler söyleyeceğim, hâtırında kalsın.
Evvelâ: Bedre’deki yüz senelik vazifeyi on sene zarfında gören Sabri kardeşimizin samîmî dostları olan Hakkı, Hulûsi, (پ) Mehmed ve Barla’da Şamlı, Süleyman, Bahri gibi kıymetdâr kardeşlerimize benim tarafımdan çok selâm ediyorum.
Sâniyen: Küçük Ali’nin büyük kardeşi mübârek Mustafa’nın Abdurrahman’dan irsiyet aldığı vazifesini, kahraman kardeşi ve mübârek mahdumu o vazifeyi tamamıyla görüyorlar. Onun vazifesi ve hizmeti devam ediyor, merak etmesin. Hâfız Mustafa, elhak merhum Hâfız Ali’nin zamanında onunla beraber ektikleri nurânî tohumların çok mübârek mahsulâtı var.
Hem, Hâfız Ali’nin (rh) vefâtından sonra hapiste onun yerinde bana hizmeti, her vakit, onu benim hâtırıma getiriyor. Merhum Lütfi’nin ehemmiyetli vârislerinden Abdullâh Çavuş, kahraman Tahiri ile, Atabey’i, Nurs karyem hükmüne getirmişler. İslâmköylü Abdullâh, Hâfız Ali (rh) zamanında Risale‑i Nura çok hizmet etmiş. Onlara umumen selâm ediyorum. Mübârek Tahiri’nin küçücük bir Medrese-i Nuriye hükmünde hânesindeki mübâreklere duâ ediyorum. Yeni bir Hâfız Ali (rh) nümûnesini gösteren ve Milaslı Halîl İbrahim’in sadâkatini andıran İslâmköylü Halîl İbrahim ve orada ona benzeyen kardeşlerime de pek çok selâm ve bilhassa Isparta’da kahraman Rüşdü’nün kahraman kardeşi Burhan bizi çok minnetdâr ettiğini ve az bir işle bize ve Risale-i Nura pek çok iş gördüğünü söyleyiniz. Zâten sana şifâhen söylemiştim, unutma, hususî Zekâi’yi de gör ve de ki: Cenâb-ı Hakk’a şükrediyorum; yine Zekâi nâmında ve sûretinde biraderzâdem Abdurrahman’ı yine bana verdi. Daha şifâhen söylediklerimi sen bilirsin, sen benim mektûbumsun.