بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ اَلسَّلَامُ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ
Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Bu şühûr‑u mübârekede, Nurcuların şirket-i maneviyesine inşâallâh pek çok kudsî servet girecek. Herbir Nurcu, binler lisânla ve yüzer kalemle çalışacak gibi kâr kazanacak. Ve bu mübârek ve çok bereketli aylarda beş tarzda ibâdet sayılabilen kalemle Zülfikàr (Mu'cizât) Mecmuası’na hizmet edenler, tam bahtiyardırlar. Fakat yazıdan ziyâde, sıhhatine dikkat etmek lâzım ve elzemdir. Bugün de tatlı iki mânidâr tevâfuku gördüm. Kanâatim geldi ki; benim bugünlerde zahmetler içinde Asâ‑yı Mûsa tashihinde sıkıntılarıma mukâbil, inâyet-i İlâhiye ücretimi ve ta'yinâtımı şirin bir sûrette veriyor.
Birisi: Kahraman Tahiri’nin teberrük olarak getirdiği tatlı lokmalar, acîb bir bereketle, her gün ikişer üçer yediğim hâlde bitmiyordu. Hayret ederdim. Bugün âdetimle iki alacaktım; baktım yalnız iki tane kalmış; iktisad için birisini aldım. Aynı saatte, Hıfzı’nın iki masûm evlâdının, bir kutu içinde yazdıkları nüshalar altında şekerden, ekmekten, aynen Tahiri’nin lokmaları gibi, hem onun mikdarında elime verildi. Ben, bu tatlı tevâfuktan zevk alırken, dünkü gün, aynı saatte çok harâretim vardı, çok su içiyordum. Canım, üryani erik hoşafı istedi. Ben bilmiyordum, unutmuştum; şiddetli bir arzu ile harâretimi teskin edecek eskide alıştığım ve çok isti'mâl ettiğim üryani erik, bir kutu içinde ve Âsiye’nin hàs arkadaşlarından Nurcu Şerîfe Hanımın şekeriyle elime verildi. Ben de bu çok tatlı tevâfukun hatırı için hem masûmların, hem onların teberrüklerini yüz misli kadar kabûl ettim.
Umumunuza binler selâm.
Said Nursî