Azîz, sıddık kardeşlerim!
Cenâb‑ı Hakk’a hadsiz şükür olsun ki, gayet şiddetli, dehşetli hastalığım, gayet merhametli ve çok sevâblı olarak âfiyete yerini bırakıp gitti. Çok büyük bir ni'met içinde bulunduğunu ben ve buradaki arkadaşlarım tasdik ettik.
Hem Cenâb‑ı Hakk’a hadsiz şükür ve hamd ediyorum ki, sizlerin bu defaki hediye-i Ramazaniyeniz olan çok güzel nüshalarınız bu bayramımı çok bayramları birden toplayan bir küllî bayram hükmüne geçti. Ve bilhassa ikinci Husrev olan birinci Tâhir’in gayet dikkat ve tevâfuklu yazdığı risaleler, beni o derece minnetdâr ve mesrûr ediyor ki, elimden gelseydi herbir nüshasına on altun lira verecektim. Bu derece kuvvetli bir şâkird Risale-i Nura sâhib çıkması ümîdlerimizi çok kuvvetlendirdi. Sav kahramanlarının ve mübâreklerin karyelerine kendi karyesini, onların safına getirdi. Atabey (Aras) onunla ve onun gibilerle iftihar etmeli.
Onun nüshalarında yanlışlar pek çok azdır. Yalnız, oralardaki nüshalarda mânâsı anlaşılmayan bazı kelimeler varmış ki, istinsahta öylece kaydedilmiş. Benim tashihimden geçen nüshalarla mukàbele edilse iyi olur.
O kuvvetli ve fedâkâr kardeşimizin masûm çocuklarının ve refîkasının yazdıkları risaleleri güzelce bir cild yaptık. Görenlere, hususan buradaki Risale‑i Nurun kadınlar dâiresindeki kızlar ve hanımlara gayet te'sirli ve câzibedâr bir nümûne-i teşvik oldu.
Aydınlı Hasan’ın hakikaten gayet müstesnâ bir kalemi var ve yazılarında tam bir ihlâs görünür. Bu zât ne vakitten beri Risale‑i Nura girdiğini ve ne hâlde olduğunu merak ediyorum.
Bu defa Hulûsi’den uzun bir mektûb, Abdülmecîd vâsıtasıyla aldım. Elhak o kardeşimiz sebat ve metânet ve ihlâsta birinciliği muhâfaza ediyor. Ben de Abdülmecîd vâsıtasıyla ona yazdım ki: “Isparta’daki kardeşlerimize yazdığım mektûblarda sen dahi bir muhâtabımsın, seninle muhâbere kesilmemiş” diye yazdım…
Husrev, Re'fet, Rüşdü’nün vaziyetlerini de merak ediyorum. Ve bilhassa Husrev ne hâldedir? Ve Nur fabrikasının sâhibi Hâfız Ali rahat mıdır?
Umum kardeşlerimize birer birer selâm ediyoruz.