بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ
Üstadımız der: “Benimle Görüşmek İsteyen Azîz Kardeşlerime Beyân Ediyorum Ki:
İnsanlarla görüşmeye zarûret olmadıkça tahammülüm kalmadığından, hem şimdi tesemmümden, za'fiyetten, ihtiyarlıktan ve hasta bulunmuş olmaktan dolayı fazla konuşamıyorum. Buna mukâbil, kat'iyyen size haber veriyorum ki: Risale‑i Nurun herbir kitabı bir Said’dir. Siz hangi kitaba baksanız benimle karşı karşıya görüşmekten on defa ziyâde hem faydalanır, hem hakîki bir sûrette benimle görüşmüş olursunuz. Ben şuna karar vermiştim ki: Allah için benimle görüşmek isteyenleri, görüşmediklerine bedel her sabah okuduklarıma, duâlarıma dâhil ediyorum ve etmekte devam edeceğim.”
Şimdi bir‑iki aydır Üstadımız bir hizmetkârıyla dahi konuşamıyor. Konuştuğu vakit bir harâret başlıyor. Bunun hikmetini bir ihtara binâen söyledi ki:
“Risale‑i Nur bana hiç ihtiyaç bırakmıyor. Konuşmaya lüzum kalmadı. Hem ben âciz şahsımla binler dostlarımdan yirmi-otuz dostla konuşabilirim. Yirmi adamın hatırı için binler adamın hatırını rencîde etmemek için konuşmaktan men'edildim ihtimali kavîdir. Hususî görüşmediğim için mâzûr görsünler.” Hattâ bayramda musâfaha etmek ve ona bakmaya tahammül edemiyor. Onun için hatırları kırılmasın.