Çok muhterem kardeşimiz Sâlih,
Üstadımız sana ve iki dindar ve hakîki milletvekillerine çok selâm ve duâ eder, sana ve onlara “Bin Bârekallâh” der.
Üstadımız diyor ki:
“Ben çok zaman evvel bekliyordum ki, Urfa tarafında Nurlara karşı kuvvetli eller sâhib olmağa çıksın. Çünkü orası hem Anadolu’nun, hem Arabistan’ın, hem Kürdistan’ın bir nev'i merkezi hükmündedir. Nurlar orada yerleşse, o üç memlekette intişarına vesile olur. Cenâb‑ı Hakk’a hadsiz şükrediyorum ki, Seyyid Sâlih gibi gençliğin bir kahramanı ve o havâlinin çok kıymetdâr ve hamiyetkâr ve dindar iki milletvekili Nurlara sâhib çıkmağa başladılar. Ben de kendi paramla aldığım ve zehir hastalığının fazla rahatsızlığı içinde tashih ettiğim bana mahsûs bir kısım mecmualarımı onlara gönderiyorum. Çok yerlerden ve çok mühim zâtlar tarafından istedikleri hâlde, ben Urfa’yı her yere tercih ediyorum. İnşâallâh bir kısım daha onlara göndereceğim.
Seyyid Sâlih ve hamiyetkâr milletvekilleri orada inşâallâh Kur'ân ve îmâna tam hizmet edecek ve orayı Isparta’daki Medresetü'z‑Zehrâ ve Mısır’daki Câmiü'l-Ezher’in küçük bir nümûnesi hâline getirmeğe vesile olmağa ve Şam ve Bağdat’taki Medrese-i İslâmiyenin bir nümûnesini açmağa yol açmalarını Rahmet-i İlâhiye’den ümîd ediyoruz.
Hem mâdem Risale‑i Nurun mesleği hıllettir. Ve Urfa ise, İbrahim Halîlullâh’ın bir menzilidir. İnşâallâh hıllet-i İbrahimiye parlayacaktır.
Hem ihtimal‑i kavîdir ki, bu dehşetli semli hastalıktan kurtulsam, gelecek kışta Urfa’ya gitmeyi cidden arzu ediyorum.”
Üstadımızın sözü bitti. Biz de tekrar selâm ve arz‑ı hürmet ederiz.
Risale‑i Nur hizmetinde bulunan kardeşiniz Ziya ve Mehmed