Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Evvelâ: En büyük müjde ve Risale‑i Nurun tam serbestiyetine bir mukaddime olarak, çok ziyâde beşâretinize sevindik. Isparta adliyesinin üç sene bir menzilde saklamaları, o menzilin kirası olarak o üçyüz lira bedeline, yeni yazı Tarihçe-i Hayat’ı bana bırakılan beşyüzden ikişer lira fiat ile o üçyüz liraya o fiatı mukâbil tutarak o Tarihçe-i Hayat’tan elli tane gönderirsiniz. Dört sene hapis çeken mübârek Asâ-yı Mûsa ve Zülfikàr Mecmuaları benim nazarımda pek fazla kıymetdâr olduğu için bana elli liralık gönderiniz. Size şimdi elli lira gönderiyorum.
Sâniyen: Nazîf’e bin Bârekallâh, bin Mâşâallâh. İkinci bir Husrev; İnebolu ikinci bir Isparta olduğunu isbât ediyor. Tarihçe‑i Hayat’ın en mühim mes'elesi Medresetü'z-Zehrâ olması cihetiyle Nazîf’in bu neşriyatı, Reis-i Cumhûrun Medresetü'z-Zehrâ mânâsında ve Doğu Üniversitesi nâmında Şark Câmiü'l-Ezher’ine ciddi çalışmasına bir vesile olduğunu zannediyoruz.
Sâlisen: Dinar’ın Baraklı imâmı Süleyman’ın ehemmiyetli mektûbuna karşı yazınız ki: Türkler hakkında senâ‑yı Peygamberî muhakkaktır. Birkaç yerde Türklerden ehemmiyetle bahsetmiş. Hadîs var. Fakat bu hadîsin hakîki sûreti ne olduğunu, yanımda Kütüb-ü Hadîsiye bulunmadığından bilemiyorum. Fakat mânâsı hakikat ve Türk milletinin senâ-yı Peygamberîye mazhar olduğu hakikattir. Bir nümûnesi Sultan Fâtih hakkındaki hadîstir.
Nurun birinci talebelerinden Hulûsi Bey’in, Ankara’da dostlarına Risale‑i Nur dâiresine girmesine teşvik eden mânidâr ve güzel mektûbu dahi gösteriyor ki, yirmibeş seneden beri hiç sarsılmadan Nur hizmeti yapmasına bir nümûnedir.
Umum kardeşlerime ve hemşirelere binler selâm.