بِاسْمِهِ وَاِنْ مِنْ شَيْءٍ اِلَّا يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِ
اَلسَّلَامُ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ
Azîz, Sıddık, Gayyûr, Ciddi Kardeşlerim Re'fet Bey, Husrev Efendi!
Sizler, çokların medâr‑ı intibâhı oldunuz ve hüsn-ü misâl oldunuz. اَلسَّبَبُ كَالْفَاعِلِ sırrınca vâsıtanızla ve size iktidâ ile Hizmet‑i Kur'âniyeye girenlerin kazandıkları hasenâtın bir misli, inşâallâh sahife-i a'mâlinize geçer. Bu defaki, isimlerini yazdığınız Hâfız Bekir, Hâfız Tâhir, Hâfız Şükrü Efendileri kardeş kabûl ettim. Talebe olmağa da çalışsınlar. Selâmımı onlara tebliğ ediniz. Size bu defa avâm-ı mü'minîn hakkındaki kerâmete benzer işler nev'inden ve maûnet-i İlâhiye tesmiye edilen iki cüz'î hâdiseyi söyleyeceğim:
Birincisi: Bir‑iki arkadaşımız Ondokuzuncu Mektûb’u yazmışlar. Birisinin dördüncü cüz'ünde salavât-ı şerîfe iki-üç sahife müstesnâ üç-dört salavâttan başka bütün salavâtlar birbirine bakıyor. Ben de hayrette kalarak işâretler koydum. Diğerinde ikinci, üçüncü cüz'ünde beş-altı sahife müstesnâ, bütün sahifelerde salavâtları birbirine muvâzi, birbirine bakıyor, işâretler vaz'ettim. Kime gösterdim, hayrette kaldı. Görenler müttefikan karar verdiler ki, umum Sözler’de manevî i'câz-ı Kur'ân’ın bir şuâı in'ikâs ettiği gibi Ondokuzuncu Mektûb’dan bilhassa Mu'cizât-ı Ahmediye’nin bir nev'i şuâı salavât-ı şerîfe sûretinde in'ikâs etmiştir. Hem görenler karar verdiler ki, Sözler’e mahsûs bilhassa Ondokuzuncu Mektûb’a hàs bir tarz-ı hat var. Eğer o tarz-ı hatta tevfîkan yazılsa çok garîb letâfetler görünecektir. Her vakit musırrâne, her yazana “seyrek ve güzel yazınız” derdim. Şimdi anlaşılıyor ki, o manevî hàs hattı tavsiye etmek için intak‑ı hak kabîlinden bana söylettiriliyordu.
Şu hakikati ve manevî tarz‑ı hatta en yakın, Küçük Hâfız Zühtü’nün ve Eşref’in ve Kuleönlü Mustafa’nındır ki; o muvâfakat, muvâzenet onların hattında daha ziyâde görünüyor. Her vakit ben görüyordum, dikkatli yazanlar da bazı bir satır atlıyor, bir kelime yanlış yazmayan bir satır yanlış yazıyordu. Meğerse, Sözler’deki fevkalâde bir letâfetin eseri olarak tevâfukât atlattırıyor.
İkinci hâdiseyi yazmağa kağıdımız müsâid olmadığından kestim.
اَلْبَاق۪ي هُوَ الْبَاق۪ي Kardeşiniz Said Nursî