Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Bu nev'i Hadîsler, müteşâbih kısmındandırlar. Hem cüz'î ve hususî değiller, umumî yerlerde bakmıyorlar. Bir kısım ise, ümmetinin başına gelen dinî fitnelerden yalnız bir tek zamanı ve Hicaz ve Irak’ı misâl olarak gösterir. Zâten Abbâsîlerin zamanında, o tarihte Mu'tezile, Râfizî, Cebrî ve perde altında zındıklar, mülhidler, İslâmiyeti zedeleyen çok fırak‑ı dâlle meydâna gelmiştiler. Şerîat ve i'tikàd noktasında ehemmiyetli sarsıntılar olması hengâmında Buhârî, Müslim, İmâm‑ı A'zam, İmâm-ı Şâfiî, İmâm-ı Mâlik, İmâm-ı Ahmed İbn-i Hanbel ve İmâm‑ı Gazâlî ve Gavs‑ı A'zam ve Cüneyd‑i Bağdadî gibi pek çok Eâzım‑ı İslâmiye imdâda yetişip o fitne-i diniyeyi mağlûb ettiler.
O tarihten üçyüz sene sonraya kadar o galebe devam ile beraber, perde altında yine o ehl‑i dalâlet fırkaları, siyaset yoluyla Hülâgu-Cengiz fitnesini İslâmların başına getirdiler. Bu fitneden hem hadîs, hem Hazret-i Ali Radıyallahu Anh sarîh bir sûrette aynı tarihiyle işâret ediyorlar.
Sonra bu zamanımızın fitnesi en büyük bir fitne olduğundan, hem müteaddid hadîsler, hem çok İşârât‑ı Kur'âniye aynı tarihiyle haber veriyorlar. Buna kıyâsen, ümmetin geçireceği safahâtı küllî bir sûrette bir hadîs beyân ettiği vakit, bazen o küllînin bir tek hâdisesini, misâl olarak tarihi gösterir.
Böyle müteşâbih ve mânâsı tamam anlaşılmayan hadîslerin Risale‑i Nur eczâları kat'î bir sûrette te'villerini beyân etmiş. Yirmidördüncü Söz’de ve Beşinci Şuâ’da, bu hakikati düsturlarla beyân etmiş.