بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ
Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Ben merhum Hâfız Ali’yi unutamıyorum. Onun acısı beni çok sarsıyor. Eski zamanlarda bazen böyle fedâkâr zâtlar, kendi dostu yerine ölüyorlardı‥ zannederim, o merhum benim yerimde gitti. Onun fevkalâde hizmetini eğer sizler gibi o sistemde zâtlar yapmasa idi; Kur'ân’a, İslâmiyete büyük bir zâyiât olurdu. Ben, onun vârisleri olan sizleri tahattur ettikçe, o acı gidiyor; bir inşirah geliyor.
Medâr‑ı hayrettir ki; ben, şimdi onun manevî, belki maddî hayatıyla âlem-i berzaha gitmesi cihetiyle, o âleme gitmek için bende bir iştiyak zuhûr etti ve rûhuma başka bir perde açıldı. Nasıl ki, buradan Isparta’daki kardeşlerimize selâm gönderip muârefe, muhâbere ile sohbet ediyoruz; aynen öyle de; Hâfız Ali’nin tavattun ettiği âlem-i berzah; nazarımda Isparta, Kastamonu gibi olmuş. Hattâ bu gece, mesmuâtıma göre, buradan birisi oraya gönderilmiş. On defadan ziyâde teessüf ettim. Ne için Hâfız Ali’ye onunla selâm göndermedim. Sonra ihtar edildi ki: Selâm göndermek için vâsıtalara ihtiyaç yok; kuvvetli râbıtası telefon gibidir. Hem o gelir alır.
O büyük şehîd, Denizli’yi bana sevdiriyor; daha buradan gitmek istemiyorum. O ve Mehmed Zühtü ve Hâfız Mehmed, hayatlarında gördükleri vazife‑i îmâniye ve Nuriyeye devam ediyorlar. Onlar pek yakından temâşâ ediyorlar, belki de yardım ediyorlar. Evliyâ-i azîmenin dâiresinde kıymetli hizmet noktasında mevki almalarından, ben de o ikisinin Hâfız Mehmed’le beraber isimlerini silsilemde aktâbların isimleri yanında yâdedip hediyelerimi bağışlıyorum.