بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ
Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
لِكُلِّ مُص۪يبَةٍ اِنَّا لِلّٰهِ وَاِنَّٓا اِلَيْهِ رَاجِعُونَ Hakikaten Hâfız Ali, Hâfız Mehmed ve Mehmed Zühtü’nün vefâtları; değil yalnız bize ve Isparta’ya, belki bu memlekete ve Âlem‑i İslâma büyük bir zâyiâttır. Fakat şimdiye kadar bir cilve-i inâyet olarak, Risale-i Nurun bir şâkirdi zâyi' olduğu zaman, der-akab iki-üç tane o sistemde meydâna çıktığından, kuvvetle ümîdvârız ki, başka şekilde o kahramanların vazifelerini görecek, ümîd ettiğimizden ciddi şâkirdler, çıkarlar, görürler. Zâten o üç mübârek merhum zâtlar, az bir zamanda, yüz senelik vazife-i îmâniyeyi gördüler. Cenâb-ı Erhamürrâhimîn, onların yazdıkları ve neşrettikleri ve okudukları hurûf-u Nuriye adedince onlara rahmetler eylesin. Âmîn!
Benim tarafımdan o Hâfız Mehmed’in akrabasını ve mübârek köyünü tâziye ediniz. Ben de, onu Hâfız Ali ve Mehmed Zühtü’ye arkadaş edip, üstadlarımın aktâb kısmının isimleri içinde o üçünün isimlerini dâhil edip, Hâfız Âkif’i dahi Âsım ve Lütfi’ye arkadaş ettim.