Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Cenâb‑ı Erhamürrâhimîn’e hadsiz şükür olsun ki; bu acîb zamanda ve garîb yerde, talebe-i ulûmun kıymetli şerefini ve ehemmiyetli hizmetlerini kazanmayı sizler vâsıtasıyla bizlere de müyesser eyledi. Ehl‑i keşf-i kubûrun müşâhedesiyle, müteaddid vâkıâtla, tahsil-i ulûm ânında vefât eden bazı müştâk ve ciddi bir talebe-i ulûm, şehîdler gibi kendini hayatta ve kendi dersiyle meşgul görüyor.
Hattâ meşhûr bir ehl‑i keşfi'l-kubûr, vefât eden ve İlm-i Sarf ve Nahvi okuyan bir talebenin kabrinde Münker, Nekir’e nasıl cevab verecek diye murâkabe etmiş ve müşâhede edip işitmiş ki; melek-i suâl, ondan sordu مَنْ رَبُّكَ “Senin Rabbin kimdir?” dediği zaman, o Nahv dersiyle iştigâl ederken vefât eden talebe, o meleğin cevabında demiş: “ مَنْmübtedâdır, رَبُّكَ onun haberidir.” Nahiv ilmince cevab vermiş, kendini medresede zannetmiş.
İşte bu vâkıaya muvâfık olarak ben, merhum Hâfız Ali’yi aynen hayattaki gibi Risale‑i Nurla meşgul olarak en yüksek bir ilimde çalışan bir talebe-i ulûm vaziyetinde ve tam şehîdler mertebesinde ve tarz-ı hayatlarında biliyorum ve o kanâat ile ona ve onun gibi Mehmed Zühtü’ye ve Hâfız Mehmed’e bazı duâlarımda derim:
Yâ Rabbî! Bunları kıyâmete kadar Risale‑i Nur kisvesinde hakàik-ı îmâniye ve esrâr-ı Kur'âniye ile kemâl-i ferâh ve sevinçle meşgul eyle. Âmîn!