Evet, bu asrın ehemmiyetli ve manevî ve ilmî bir mürşidi olan Risaletü'n‑Nurun hey'et-i mecmuası, sâir şahsî büyük mürşidler gibi kendine muvâfık ve hakikat-i ilmiyesine münâsib birkaç nev'ide ve bilhassa hakàik-ı îmâniyenin izhârında, intişarında azîm kerâmetleri olduğu gibi; üç kerâmet-i zâhiresi bulunan “Mu'cizât-ı Ahmediye” (asm), “Onuncu Söz”, “Yirmidokuzuncu Söz” ve “Âyetü'l-Kübrâ” gibi çok risaleleri dahi, herbiri kendine mahsûs kerâmetleri bulunduğunu çok emâreler ve vâkıalar bana kat'î kanâat vermiş. Hattâ sekerâtta bulunan talebelerine, îmânını kurtarmak için, mürşid gibi yetiştiğine müteaddid vâkıalar şübhe bırakmıyor.
Hem bir saat tefekkür bir sene ibâdet‑i nâfile hükmünde, bir misâl “Hizbü'l-Ekber”dir diye müşâhede ettim ve kanâat getirdim.