بِاسْمِهِ وَاِنْ مِنْ شَيْءٍ اِلَّا يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِ اَلسَّلَامُ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ
Azîz, Sıddık ve Ziyâde Müteharrî ve Müstefsir Kardeşim Re'fet Bey!
Senin fâik zekân ve dikkatin, sorduğun suâllerin çoğuna cevab verebildiği için muhtasar cevab veriyorum, gücenme. Seninle çendan konuşmak istiyorum fakat vaktim müsâadesizdir. “Müslim‑i gayr-ı mü'min” ve “mü'min‑i gayr-ı müslim”in mânâsı şudur ki:
Bidâyet‑i Hürriyette İttihâdçılar içine girmiş dinsizleri görüyordum ki; İslâmiyet ve Şerîat-ı Ahmediye, hayat-ı ictimâiye-i beşeriye ve bilhassa siyaset-i Osmaniye için gayet nâfi' ve kıymetdâr desâtir-i àliyeyi câmi' olduğunu kabûl edip bütün kuvvetleriyle Şerîat-ı Ahmediyeye tarafdâr idiler. O noktada Müslüman, yani iltizam-ı hak ve hak tarafdârı oldukları hâlde mü'min değildiler; demek “müslim-i gayr-ı mü'min” ıtlâkına istihkak kesbediyordular.
Şimdi ise frenk usûlünün ve medeniyet nâmı altında bid'atkârâne ve şerîat‑şikenâne cereyanlara tarafdâr olduğu hâlde Allah’a, Âhiret’e, Peygamber’e îmânı da taşıyor ve kendini de mü'min biliyor. Mâdem hak ve hakikat olan Şerîat-ı Ahmediye’nin kavânînini iltizam etmiyor ve hakîki tarafgirlik etmiyor, “gayr-ı müslim bir mü'min” oluyor.
Îmânsız İslâmiyet sebeb‑i necât olmadığı gibi, bilerek İslâmiyetsiz îmân dahi dayanamıyor, belki necât veremiyor, denilebilir.
İkinci suâliniz: Ecel‑i mübrem ile muallak, ma'lûmunuz olan tâbir‑i diğerle, ecel‑i müsemmâ ve ecel‑i kazâ tâbir edilir.
Üçüncü suâliniz ki, “Sözler” otuzüç, “Mektûbat” otuzüç, “Pencereler” otuzüç, mecmûu doksandokuz olduğu gibi, Arabî Katre Risalesi’nin başında beyân edildiği üzere, en evvel bu fakir kardeşinizin harekât‑ı fikriyesi namazdan sonra otuzüç سُبْحَانَ اللّٰهِ ve otuzüç اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ ve otuzüç اَللّٰهُ اَكْبَرُ’deki merâtibe göre doksandokuz mücâhedât‑ı fikriye ve makàmât-ı rûhiyedeki tezâhürat ve doksandokuz Esmâ-i Hüsnâ cilvesine mazhariyet sırlarını hayâl-meyâl bir sûrette uzaktan uzağa hissedilmesindendir ki, bu “otuzüç” mübârek adedi, ihtiyarım olmayarak çok harekât-ı ilmiyemde ve neşriyede hükmediyor.
Başta senin ders arkadaşların ve Hacı İbrahim olarak kardeşlerimize selâm ediyorum ve mübârek hânendeki masûmlara duâ ediyorum.
اَلْبَاق۪ي هُوَ الْبَاق۪ي Kardeşiniz Said Nursî
Yirmiyedinci Mektûb’un fıkraları içine dercetmek üzere kardeşim Abdülmecîd’in Hulûsi Bey’e yazdığı mektûbun işâret olunan baş tarafı ile arkasındaki Re'fet Bey’in mektûbundan alınan fıkraları Husrev yazsın, sonra Hâfız Ali’ye göndersin.