وَاِنَّ الدَّارَ الْاٰخِرَةَ لَهِيَ الْحَيَوَانُ
Küremiz hayvana benziyor. Âsâr‑ı hayatı gösteriyor. Acaba yumurta kadar küçülse, bir nev'i hayvan olmayacak mıdır? Veya bir mikrop, küre kadar büyüse, ona benzemeyecek mi?
Hayatı varsa rûhu da vardır. İnsan‑ı ekber olan âlem, tazammun ettiği manzûme-i kâinât o derece hassâsiyet ve âsâr-ı hayat gösteriyor ki; bir ceseddeki âzâ, eczâ, zerrât izhâr ettikleri tesânüd, tecâzüb, teâvünden daha ziyâde muntazam, muttarid, mükemmel âsârı gösteriyor.
Acaba âlem insan kadar küçülse, yıldızları zerrât ve cevâhir‑i ferd hükmüne geçse, o da bir hayvan-ı zîşuûr olmayacak mıdır?…
Şu âyet dehşetli bir sırrı telvih eder. Kesretin mebde'i vahdettir, müntehâsı da vahdettir. Bu bir düstur‑u fıtrattır.
Kudret‑i Ezeliyenin feyz-i tecellîsi ve eser-i ibdâ'ı olan kâinâttaki kuvvetten umum zerrâta, her bir zerreye birer zerre-i câzibe halk ve ihsân ederek ve ondan kâinâtın râbıtası olan müttehid, müstakil, muhassal câzibe-i umumiyeyi inşâ ve icâd etmiştir.
Nasıl ki, zerrâtta reşehât‑ı kuvvet olan câzibelerin muhassalası bir câzibe-i umumiye vardır. O da kuvvetin ziyâsıdır. İzâbesinden neş'et eden bir istihâle-i latîfesidir.
Kezâlik kâinâta serpilmiş katarât ve lemeât‑ı hayatın dahi muhassalı bir hayat-ı umumiye var olmak gerektir. Hayat varsa rûh da vardır. Öteki gibi müntehâ-yı rûh, bir mebde'-i rûhun cilve-i feyzidir. O mebde'-i rûh dahi hayat-ı ezeliyenin tecellîsidir ki, lisân-ı tasavvufta hayat-ı sâriye tesmiye ederler.
İşte ehl‑i istiğrakın iştibâhının sebebi ve şatahatın menşe'i; şu zılli, asla iltibas etmeleridir.