كَمَا اَنَّ الضَّرُورَاتِ تُب۪يحُ الْمَحْظُورَاتِ كَذٰلِكَ تُسَهِّلُ الْمُشْكِلَاتِ
Korkaklıkta darb‑ı mesel hükmünde olan tavuk, çocukları yanında iken şefkat-i cinsiyesiyle camuşa saldırır. İşte dehşetli bir cesâret.
Hem darb‑ı mesel olmuş, keçi, kurttan havfı, ıztırar vaktinde mukâvemete inkılâb eder, boynuzuyla kurdun karnını deldiği vâkidir. İşte hàrika bir şecâat.
Fıtrî meyelân, mukâvemet‑sûzdur. Bir avuç su, kalın bir demir gülle içinde atılsa, kışta soğuğa ma'rûz bırakılsa, meyl-i inbisat demiri parçalar.
Evet şefkatli tavuk cesâreti, hamiyetli keçi ıztırarî şecâati gibi fıtrî bir heyecan, demir güllede su gibi zulmün bürûdetli husûmet‑i kâfirânesine ma'rûz kaldıkça herşeyi parçalar. Rus mojikleri buna şâhiddir.
Bununla beraber îmânın mâhiyetindeki hàrikulâde şehâmet, izzet‑i İslâmiye’nin tabiatındaki âlem-pesend şecâat, uhuvvet-i İslâmiye’nin intibâhıyla her vakit mu'cizeleri gösterebilir.
Bir gün olur elbette doğar şems‑i hakikat
Hiç böyle müebbed mi kalır zulmet‑i âlem