Yirmi Altıncı Nükte
﷽
واَنْزَلَ لَكُمْ مِنَ الْاَنْعَامِ ثَمَانِيَةَ اَزْوَاجٍ يَخْلُقُكُمْ ف۪ي بُطُونِ اُمَّهَاتِكُمْ خَلْقًا مِنْ بَعْدِ خَلْقٍ ف۪ي ظُلُمَاتٍ ثَلٰثٍâyeti, وَاَنْزَلْنَا الْحَد۪يدَ âyetinde beyân ettiğimiz nüktenin aynını tazammun edip, hem onu te'yid ediyor, hem onunla teeyyüd ediyor.
Evet, Kur'ân‑ı Mu'cizü'l-Beyân Sûre-i Zümer’de وَخَلَقَ لَكُمْ مِنَ الْاَنْعَامِ ثَمَانِيَةَ اَزْوَاجٍ demeyip, وَاَنْزَلَ لَكُمْ مِنَ الْاَنْعَامِ ثَمَانِيَةَ اَزْوَاجٍ demesiyle ifâde ediyor ki: “Sekiz nev'i hayvanat‑ı mübârekeyi size hazine-i rahmetinden, güyâ Cennet’ten ni'met olarak indirilmiş, gönderilmiş.” Çünkü o mübârek hayvanlar, bütün cihetleriyle, bütün beşere ni'met olduğundan, saçından bedevîlere seyyâr hâneler, elbiseler, etinden güzel yemekler, sütünden güzel, lezîz taamlar ve derilerinden pabuçlar ve sâire, hattâ gübreleri mezrûatın erzâkı ve insanların mahrûkàtı hükmünde olup, güyâ o mübârek hayvanlar, tecessüm etmiş ayn-ı ni'met ve rahmettirler.
Onun içindir ki, yağmura “rahmet” nâmı verildiği gibi, bu mübârek hayvanlara da “en'âm” nâmı verilmiş. Güyâ nasıl ki rahmet tecessüm etmiş, yağmur olmuş; öyle de ni'met dahi tecessüm etmiş, keçi, koyun, öküz ile manda ve deve şekillerini almış. Çendan cismânî maddeleri yerde halk olunuyor; fakat ni'metiyet sıfatı ve rahmetiyet mânâsı, maddesine tamamıyla galebe ettiğinden, اَنْزَلَ tâbiriyle, doğrudan doğruya bu mübârek hayvanları hazine‑i rahmetin birer hediyesi olarak, Hàlık-ı Rahîm, yüksek mertebe-i rahmetinden ve manevî, àlî Cennet’inden yeryüzüne indirmiş.
Evet, nasıl ki bazen beş paralık bir maddede beş liralık bir san'at derc edilir. O zaman o şeyin maddesi nazara alınmıyor; san'at noktasında kıymet veriliyor: sineğin küçücük maddesi ve içindeki pek büyük san'at‑ı Rabbâniye gibi. Bazen beş liralık bir maddede beş kuruşluk bir san'at bulunur; o vakit hüküm maddenindir.
Aynen onun gibi, bazen cismânî bir maddede o kadar ni'met ve rahmet mânâsı bulunur ki, yüz defa maddesinden ziyâde ehemmiyetli oluyor. Âdeta cismânî maddesi gizlenir; hüküm, ni'metiyet cihetine bakar. İşte, demirin pek azîm menâfi'i ve çok semereleri, onun maddî maddesini gizlediği gibi, mezkûr mübârek hayvanların dahi her cüz'ünde ni'met bulunması, onların cismânî maddelerini güyâ ni'mete kalb ettirmiş. Onun içindir ki, cismânî maddelerinin hükmü nazara alınmadan, manevî sıfatları nazara alınmış, وَاَنْزَلْنَا ، وَاَنْزَلَtâbir edilmiştir.
Evet, وَاَنْزَلْنَا ، وَاَنْزَلَ hakikat itibariyle sâbık nükteyi ifâde ettikleri gibi, belâğat noktasında da ehemmiyetli bir mânâyı mu'cizâne ifâde ediyorlar. Şöyle ki:
Demir gayet sert fıtratıyla ve gizliliği ve derinliğiyle beraber, her yerde hazır bulunmak ve hamur gibi yumuşatmak hâsiyetini ihsân ettiğinden, herkes, her yerde, her işte kolayca elde etmesini ifâde etmek için, وَاَنْزَلْنَا الْحَد۪يدَ tâbiriyle, güyâ fıtrî ve semâvî ni'metler gibi, demir âletlerini yukarı bir tezgâhtan indirip beşerin ellerine verilmiş gibi kolaylıkla elde ediliyor.
Hem hayvanat cinsinden, sivrisinekten tut, tâ yılan, akrep, kurt, arslana kadar insanlara zararlı vaziyetleriyle beraber, hayvanatın mühimlerinden olan koca manda ve öküz ve deve gibi büyük mahlûkat gayet derece musahhar, mutî'; hattâ zayıf bir çocuğa da yularını verip itâat etmek mânâsını ifâde için, واَنْزَلَ لَكُمْ مِنَ الْاَنْعَامِ ثَمَانِيَةَ tâbiriyle, güyâ bu mübârek hayvanlar dünya hayvanları değil ki, içinde tevahhuş ve zarar bulunsun. Belki manevî bir Cennet’in hayvanları gibi menfaatdâr, zararsızdırlar. Yukarıdan, yani, rahmet hazinesinden indirilmiştir, diye ifâde ediyor.
Muhtemeldir ki, bazı müfessirlerin bu hayvanlar hakkında “Cennet’ten indirilmiştir.” dedikleri, bu mânâdan ileri gelmiştir. Zahrında Kur'ân‑ı Hakîm’in bir harfi için bir sahife yazılsa, uzun olmuş denilmemeli. Çünkü Kelâmullâh’tır. Onun için اَنْزَلْنَا tâbiri için iki üç sayfa yazılmakla isrâf edilmiş olmaz. Bazen Kur'ân’ın bir harfi, bir hazine‑i maneviyenin anahtarı olur.