Sûre‑i Bakara
Suâl: Îcâz ile i'câz sıfatlarını hâvî Kur'ân‑ı Azîmü'ş-Şân’da: ﷽ ve فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ve وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ… الخ gibi pek çok âyetler tekerrür etmektedir. Hâlbuki bu tekrarlar, belâğata münâfîdir, usanç veriyor?
Cevab: Ey arkadaş! Her parlayan şey, yakıcı ateş değildir. Evet, tekrar ve tekerrür bazen usanç veriyor, fakat umumî değildir. Her yere, her kelâma ve her kitaba şâmil değildir. Usanç verici addedilen pek çok zâhirî tekrarlar, belâğatça istihsân ve takdir edilmektedir.Evet, insanın yediği yemekler; biri gıdâ, diğeri tefekküh (meyve) olmak üzere iki kısımdır.
Birinci kısım, tekerrür ettikçe memnuniyet verir, kuvvet verir, kat kat teşekkürlere sebeb olur.
İkinci kısmın tekerrüründe usanç, teceddüdünde lezzet vardır.
Kezâlik, kelâmlar da iki kısımdır.
Bir kısmı rûhlara kût, fikirlere kuvvet verici hakikatlerdir ki, tekerrür ettikçe güneşin ziyâsı gibi, rûhlara, fikirlere hayat verir.
Meyve kabîlinden iştihâyı açan kısımda tekerrür makbûl değildir, istihsân edilmez.Buna binâen Kur'ân, hey'et‑i mecmuasıyla kalblere kût ve kuvvet olup, tekrarı usanç değil, halâvet ve lezzet verdiği gibi, Kur'ânın âyetlerinde de öyle bir kısım vardır ki, o kuvvetin rûhu hükmünde olup tekerrür ettikçe daha ziyâde parlar, hak ve hakikat nurlarını saçar.
هُوَ الْمِسْكُ مَا كَرَّرْتَهُ يَتَضَوَّعُ
Ezcümle: ﷽ gibi âyetlerde bulunan ukde‑i hayatiye ve nurânî esâslar, tekerrür ettikçe iştihâları açar; misk gibi, karıştırıldıkça kokar. Demek tekerrür zannedilen, hakikatte tekerrür değildir. Ancak وَاُتُوا بِه۪ مُتَشَابِهًا kabîlinden, o ayrı ayrı hikmetleri, nükteleri, gayeleri ifâde eden tekrarlı kelâmlar, yalnız ibarece, lafızca birbirine benzedikleri için tekrar zannedilir. Hattâ kıssa‑i Mûsa, çok meziyetleri ve hikmetleri müştemildir. Her makamda o makama münâsib bir vecihle zikredilmesi, ayn-ı belâğattır. Evet, Kur'ân‑ı Azîmü'ş-Şân, o kıssa-i meşhûreyi, gümüş iken, yed-i beyzâsına alarak altun şekline ifrâğıyla öyle bir nakş-ı belâğata mazhar etmiştir ki, bütün ehl-i belâğat, onun belâğatına hayran olmuşlar, secdeye varmışlardır.
Ve kezâ, teyemmün, teberrük ve istiâne gibi çok vecihleri hâvî
ve tevhid, tenzîh, senâ, celâl ve cemâl ve ihsân gibi çok makamları tazammun
ve Tevhid ve Nübüvvet, Haşir ve Adâlet gibi makàsıd‑ı erbaaya işâret eden Besmele; zikredilen yerlerin herbirisinde bu vecihlerden, bu makamlardan biri itibariyle zikredilmiş ve edilmektedir. Maahazâ, hangi sûrede tekerrür varsa, o sûrenin rûhuyla münâsib olan bir vecih bizzat kasdedilmekle öteki vecihlerin istitradî ve tebeî zikirleri, belâğata münâfî değildir.