Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Bugünlerde Rumûzât‑ı Semâniye’ye ait iki risaleyi, ehemmiyetli talebelere, bir yere gönderdim. Yol kapandı, gitmedi. O iki risaleyi tekrar dikkatle mütâlaa ettim. Fikren dedim ki: “Bu zevkli ve güzel ve meraklı şirin bir maksada giden bu tevâfuklu yolda ne için sevkedilmeden perde indi, başka yolda sevkedildik, çalıştırıldık?”
Birden ihtar edildi ki: O gaybî esrârı açacak olan meslekten yüz derece daha ehemmiyetli ve kıymetli ve umumî ihtiyaca medâr ve herkes bu zamanda ona şiddetle muhtaç ve İslâmiyetin temel taşları olan hakàik‑ı îmâniye hazinesine hizmet etmeğe ve istifadeye zarar gelecekti. Çünkü, o esrâr-ı gaybiye, zevkli ve meraklı olduğu için, nazarı kendine çekecekti. En büyük ve en yüksek maksad olan hakàik-ı îmâniyeyi ikinci derecede bırakacaktı. Onun için idi ki, “Sûre-i اِذَا جَٓاءَ نَصْرُ اللّٰهِ” remzinde esrâr‑ı gaybî gösterildi, birden kapandı, perde indi. Hem bu sır için idi ki, o yolda istihdam edilmedik; yalnız o meslek-i tevâfukiyenin tereşşuhâtından Risale-i Nurun hakkâniyetine bir imza ve cezâletine bir zînet ve hurûf-u Kur'âniye’nin intizamından ve vaziyetinden tezâhür eden bir nev'i i'câz çıktı, daha o yolda çalıştırılmadık.
Said Nursî