Mustafalar, Küçük Ali, Mübârek ve Münevver Kardeşler!
Mektûbunuz, Büyük Ali’nin mektûbu gibi, acîb bir hakikati beyân ediyor. O hakikat, Risaletü'n‑Nur hakkında haktır. Fakat benim haddim değil ki, o hududa gireyim.
عُلَمَاءُ اُمَّت۪ي كَاَنْبِيَاءِ بَن۪ي اِسْرَائ۪يلَ fermân etmiş. Gavs‑ı A'zam Şah-ı Geylânî (ks), İmâm-ı Gazâlî (ks), İmâm-ı Rabbânî (ks) gibi hem şahsen, hem vazifeten büyük ve hàrika zâtlar, bu hadîsi kıymetdâr irşadlarıyla ve eserleriyle fiilen tasdik etmişler. O zamanlar bir cihette ferdiyet zamanı olduğundan, Hikmet-i Rabbâniye onlar gibi “ferîd”leri ve kudsî dâhîleri ümmetin imdâdına göndermiş.
Şimdi ise aynı vazifeye, fakat müşkülâtlı ve dehşetli şerâit içinde, bir şahs‑ı manevî hükmünde bulunan Risaletü'n-Nuru ve sırr-ı tesânüdle bir ferd-i ferîd mânâsında olan şâkirdlerini, bu cemâat zamanında o mühim vazifeye koşturmuş. Bu sırra binâen, benim gibi bir neferin, ağırlaşmış müşîriyet makamında ancak dümdârlık vazifesi var.
Said Nursî