Hâfız Mustafa’nın Bir Fıkrasıdır
Azîz Üstadım!
O cereyanın hücumu ânında köyümüzde nahiye müdürü ve daha – zâhiren – mühim memurlar bulunduğu hâlde, şifâhen isimlerimizle ihbar edip taharrî ettirmek istedikleri hâlde, Hazret‑i Esedullâh Ali (Kerremallâhu Vechehu) ve Gavs-ı A'zam gibi çok manevî Üstadlarımızın manevî yardımlarıyla akîm kalıp; hattâ o memurları aleyhimize değil, lehimize – manevî darbeleriyle – çevirdiler. اَلْفُ اَلْفِ اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ هٰذَا مِنْ فَضْلِ رَبّ۪ي
Mektûbu mütâlaa ettik. Acîbdir ki, bizim kusurumuzdan ve ufacık ihtiyatsızlığımızdan gelen o te'sirsiz cereyanı haber veriyor gördük. Çünkü: “Bir kısım avâm‑ı nâs ve bid'alara tâbi bir kısım ulemâ-i zâhir, hakikaten kendilerinin pis ve dalâlet bataklığından giden yollarında arkadaşlık etmeyen ve bir cadde-i kübrâyı bulan Risaletü'n-Nur şâkirdlerini zemmediyor” diye sizden gelen o mektûb haber veriyordu. Hakikaten öyle oldu. Mektûbdan bir gün sonra, merakı mûcib üzerimizde hiçbir te'sir kalmadı.
TalebenizHâfız Mustafa