بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ
Risale‑i Nurun yüksek, kıymetdâr hizmet-i îmâniyesi onlara kâfî olarak kanâat veriyordu. O şâkirdlerin gayet keskin kalb basîreti şöyle bir hakikati anlamış ki: Risale-i Nur ile hizmet ise, îmânı kurtarıyor; tarîkat ve şeyhlik ise, velâyet mertebeleri kazandırıyor. Bir adamın îmânını kurtarmak ise, on mü'mini velâyet derecesine çıkarmaktan daha mühim ve daha sevâblıdır. Çünkü îmân, saâdet-i ebediyeyi kazandırdığı için bir mü'mine, küre-i arz kadar bir saltanat-ı bâkiyeyi te'min eder. Velâyet ise, mü'minin Cennet’ini genişletir, parlattırır. Bir adamı sultan yapmak, on adamı vâli yapmaktan daha sevâblı bir hizmettir.
İşte bu dakîk sırrı, senin Ispartalı kardeşlerinin bir kısmının akılları görmese de umumunun keskin kalbleri görmüş ki; benim gibi bir bîçâre günahkâr bir adamın arkadaşlığını, evliyâlara, – eğer bulunsaydı – müçtehidlere dahi tercih ettiler.
Bu hakikate binâen, bu şehre bir kutub, bir gavs‑ı a'zam gelse, “seni on günde velâyet derecesine çıkaracağım” dese, sen, Risale-i Nuru bırakıp onun yanına gitsen, Isparta kahramanlarına arkadaş olamazsın!
Said Nursî