Birinci Esâs: Ehl‑i îmânın me'yûsiyetine karşı, istikbâlde bir nur var diye müjde verdiğidir. Bir hiss-i kable'l-vukû' ile Risale-i Nurun istikbâlde, dehşetli bir zamanda çok ehl-i îmânın îmânlarını takviye edip kurtarmasını hissedip o adese ile hürriyet inkılâbındaki siyaset dâirelerine bakmış; tâbirsiz, te'vilsiz tatbika çalışmış; siyaset ve kuvvet ve kemiyet noktasında zannetmiş; doğru hissetmiş, fakat tam doğru diyememiş.
İkinci Esâs: Eski Said, bazı siyâsî insanlar ve hàrika edîblerin hissettikleri gibi, çok dehşetli bir istibdâdı hissedip ona (istibdâda) karşı cebhe almışlardı. O hiss‑i kable'l-vukû' tâbir ve te'vile muhtaç iken bilmeyerek resmî, zaîf ve ismî bir istibdâd görüp o siyâsî ve dâhî edîbler ona karşı hücum gösteriyorlardı. Hâlbuki onlara dehşet veren, bir zaman sonra gelecek olan istibdâdların zaîf bir gölgesini asıl zannederek öyle davranmışlar, öyle beyân etmişler. Maksad doğru, fakat hedef hatâ.
İşte Eski Said de, eski zamanda böyle acîb bir istibdâdı hissetmiş. Bazı âsârında, ona hücum ile beyânâtı var. O müdhiş istibdâd‑ı acîbeye karşı meşrûta-i meşrûayı bir vâsıta-i necât görüyordu. Ve “hürriyet-i şer'iye, Kur'ânın ahkâmı dâiresindeki meşveretle o müdhiş musîbeti def'eder” diye düşünüp öyle çalışmış.
……………………
Hem Münâzarât Risalesi’nin rûhu ve esâsı hükmünde olan hâtimesindeki Medresetü'z‑Zehrâ’nın hakikati ise, istikbâlde çıkacak olan Risale-i Nur medresesine, bir zemin ihzar etmek idi ki; bilmediği hâlde, ihtiyarsız olarak ona sevk olunuyordu. Bir hiss-i kable'l-vukû' ile o nurânî hakikati maddî sûretinde arıyordu.
Sonra o hakikatin maddî ciheti dahi vücûda gelmeye başladı. Sultan Reşâd (merhum), ondokuz bin altun lirayı Van’da temeli atılan o Medresetü'z‑Zehrâ’ya verdi, temel atıldı. Fakat sâbık Harb-i Umumî çıktı, geri kaldı. Beş-altı sene sonra Ankara’ya gittim; yine o hakikate çalıştım. İkiyüz meb'ûstan yüzaltmışüç meb'ûsun imzalarıyla, o medresemize yüzelli bin banknota iblâğ ederek, o tahsîsat kabûl edildi. Fakat binler teessüf medreseler kapandı, o hakikat geri kaldı.
Fakat Cenâb‑ı Hakk’a hadsiz şükür olsun ki, o medresenin manevî hüviyeti Isparta Vilâyetinde te'sis edildi. Risale-i Nuru tecessüm ettirdi. İnşâallâh istikbâlde Risale-i Nur şâkirdleri o àlî hakikatin maddî sûretini de te'sis etmeye muvaffak olacaklar.
Said Nursî