İhtar: En evvel yirmidördüncü âyetin başında zikredilen ihtara dikkat etmek lâzımdır. O ihtarın yeri başta idi. Fakat orada hâtıra geldi, oraya girdi.
İkinci Bir İhtar: Tevâfukla işâretler eğer münâsebât‑ı maneviyeye istinâd etmezse ehemmiyeti azdır. Eğer münâsebet-i maneviyesi kuvvetli ise, bu onun bir ferdi, bir mâsadakı hükmünde olsa ve müstesnâ bir liyâkati bulunsa, o vakit tevâfuk ehemmiyetlidir. Ve o kelâmdan bunun irâdesine bir emâre olur. Ve ondan o ferdin hususî bir sûrette dâhil olduğuna ya remz, ya işâret, ya delâlet hükmünde onu gösterir.
İşte gelecek Âyât‑ı Kur'âniye’nin Risale-i Nura işâretleri ve tevâfukları ekseriyet ile kuvvetli bir münâsebet-i maneviyeye istinâd ederler. Evet bu gelecek âyât-ı meşhûre müttefikan onüçüncü asrın âhirine ve ondördüncü asrın evveline cifirce bakıyorlar ve Kur'ân ve îmân hesabına bir hakikate işâret ediyorlar. Ve medâr-ı tesellî bir Nur’dan haber veriyorlar. Ve o zamanın dalâlet fitnesinden gelen şübehâtı izâle edecek Kur'ânî bir bürhânı müjde veriyorlar.
Ve o işâretlere ve remizlere tam mazhar ve o vazifeleri bihakkın görecek, Risale‑i Nur gibi bir tefsir-i Kur'ânî olacak. Hâlbuki Risale-i Nur bu mezkûr noktada ileri olduğu, onu okuyanlarca şüphesiz olmasıyla delâlet eder ki; o âyetler bilhassa Risale-i Nura bakıp ona işâret ediyorlar.