Müddeiumumîler hakkında Üstadımızın garîb bir hâlet‑i rûhiyesini beyân etmek zamanı geldi.
Bana dedi ki:
“Otuz‑kırk sene bu tazyîkatımda Hukukullâh mânâsında olan hukuk-u âmme nâmındaki vazifelerle muvazzaf olan savcılar ekser hapislerimde, nefyimde şiddetlerini gördüğüm hâlde onlara karşı bir hiddet, bir küsmek bana gelmiyordu.
Sonra görüyordum: Onların zâhirî şiddetine sebeb olan kusurları kendilerinde görmüyordum. Fakat, çok defa bir zaman sonra, kader‑i İlâhî’nin başka kusurâtıma binâen şefkat tokadının öyle savcıların eliyle geldiğini gördüm. Kader adâlet yaptığı için o şefkat tokadını rûh ve kalbimle kabûl ettim. Zâhirî sebebe binâen savcıların şiddetini helâl ediyorum. Şimdi Cenâb-ı Hakk’a şükür, o müddeiumumîlerin bir kısmı, vazifeleri olan hukuk-u umumiyenin müdafaası, Hukukullâh nev'inden olduğu cihetle, bana karşı şiddet değil, bil'akis hakîki adâlet noktasında, umum İslâmiyete ve belki insaniyete de menfaati olan Risale-i Nurun hizmet-i îmâniyesi cihetiyle şiddeti bırakıp‥ kader-i İlâhî’nin şefkat tokadına bakar gibi zâhirî tâzib, hakikaten yardım hükmüne geçtiği için, ben de bu sırr-ı azîm münâsebetiyle, bütün böyle müddeiumumîlere karşı bir dostluk ve duâ etmek vaziyetini aldım. Zâhiren bana karşı şiddet-i hüküm görünen hâlât, o hizmet-i îmâniyeye bir ilânnâme hükmüne geçti.
Ben de şimdi onlara, hukuk‑u âmmenin Hukukullâh hükmüne geçtiğini bilenlere, umumen selâm ve duâ ediyorum. Bana olan şiddetlerini umumen helâl ediyorum.”
Said Nursî
Üstadımızın sizlere yazdığı aynı hakikat olan bu mektûbunu arz ediyorum.
Talebesi Sungur