Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Rûh u canımızla mübârek bayramınızı tebrik ediyoruz. İnşâallâh Âlem‑i İslâmın da büyük bir bayramına yetişirsiniz. Cemâhîr-i Müttefika-i İslâmiye’nin kudsî kanun-u esâsiyelerinin menba'ı olan Kur'ân-ı Hakîm, istikbâle tam hâkim olup beşeriyete tam bir bayramı getireceğine çok emâreler var.
Sâniyen: Şübhe kalmadı ki Nur Risaleleri ve Talebeleri, hıfz ve inâyet‑i İlâhiye’ye mazhardırlar ki bu zamanın hassâsiyetle ve bazı keyfî kanunlarla pek hiddetli bir inâd ile uzun zamandan beri Nur talebelerine ancak yüzde bir nisbetinde zarar verebildiler. Nurun fa'âl talebelerinden altı yüz talebesinin mahkemelerle meşgul edilmesine dehşetli bir plân varken yalnız altı talebeye muvakkaten ilişildi. Hattâ Nur kahramanının yazdığı gibi yirmibeş adliye mahkemeleri yüzbinler nüshalarında ve yüzbinler talebelerinde medâr-ı mes'ûliyet bir şey bulamıyorlar. Ve o kesretli adliyelerin “Nurlarda suç yok ve bulamıyoruz.” demeleri kat'î bir delildir. Çünkü benim İstanbul ve Afyon gibi mahkemelerimde, onların o hassas ve sû-i isti'mâl edilebilir kanunlarına tam aykırı olarak söylediğim hâlde, beni mes'ûl etmedikleri gibi; Nurlar da medeniyetin zâlimâne kanunlarını zîr ü zeber ettikleri hâlde, medâr-ı mes'ûliyet suç bulamadıkları kat'iyyen gösteriyor ki: Nurlardaki hakikat, karşısındaki muârızları mağlûb ederek adliyeleri de insafa getirmiştir. İnâyet-i İlâhiye, Kur'ânın bir mu'cize-i maneviyesi olan Risale-i Nuru muârızlarından muhâfaza ediyor. Muârızların hücumu ise, Nurların parlamasına ve intişarına vesile oluyor.