Azîz, sıddık kardeşlerim!
Sizin çok mübârek ve çok fâideli olan nurânî hediyelerinizi ve elmas kalemlerin yâdigârlarını aldık. Cenâb‑ı Hak, onları yazan o kalem sâhiblerine, herbir harfine mukâbil on rahmet eylesin, âmîn. Bu nurlu İhtiyar Risalelerinin bir nev'i kerâmeti şudur ki:
Emânet kapıya gelirken, sekiz seneden beri yalnız iki defa yanıma gelen buranın ihtiyar müftüsü, belediye reisi ile hilâf‑ı me'mûl bir sûrette gelmeleri ânında, Emin de emâneti kapıya getirmesi; hem aynı günde, İhtiyarlar emâneti geldiği vakit, bu şehirde, Risale-i Nurun ümmî ihtiyarların başında iki gayet ihtiyar zât, ayrı ayrı yerden, her ikisi ellerinde birer parça yoğurt teberrük getirmeleri ve aynı günde Isparta kahramanlarının bir mümessili ve yanımıza yalnız üç defa gelen Hilmi Bey, bir günlük mesâfeden gelirken, hilâf-ı me'mûl olarak emânet ellerimizde iken, güyâ hediyenin seyrine gelmiş gibi girmesi; hem aynı vakitte, bir-iki kerâmet-i Nuriyeye medâr Hayri isminde bir şâkird ve Risale-i Nurun ehemmiyetli bir şâkirdi ve Daday kasabasından gelen Fuâd ile beraber girmeleri ile elimizdeki emânetlerden, İstanbul’da okutmak için üç nüshayı Fuâd’ın alması; elbette tesâdüfî ve ittifakî değil, belki bu İhtiyarlar emânetine bir hüsn-ü istikbâldir ve bu havâlide hüsn-ü te'sirine bir işârettir.
Kardeşlerim! Erkân‑ı sitteden iki Ali ile Tahiri ve Hâfız Mustafa, bu iki-üç senede ve bilhassa bu havâlide bana yardımları ve fütûhâtları, ya fevkalâde ihlâslarından veya yüksek iktidar ve fa'âliyetlerinden o derecededir ki; bu vilâyette Risale-i Nur şâkirdlerini ebeden minnetdâr edip, Risale-i Nuru dahi buralarda ebeden yerleştirdiler. Cenâb-ı Hak, onlardan ve sizlerden ebeden râzı olsun, âmîn.
Kalemlerini, ümmîliğime yardım veren Medrese‑i Nuriyenin üstadı Hacı Hâfız ve mahdumu ve iki kardeş Mustafa ve Sâlih ve iki kardeş Ahmed ve Süleyman ve beş kardeş beraber talebe olup, üçü bize yardım etmeleri ve Babacan da, Âsım’ın rûhunu şâd edip, o sistemde yardımımıza koşması ve Zekâi de Lütfi’nin rûhunu mesrûr edip, eski Zekâi gibi vazifesine sarılması ve Marangoz Ahmed ve Kâtib Osman ve Mehmed Zühtü (Afallâhu) ve Nuri ve Tenekeci Mehmed gibi, eski kıymetdâr hizmetleriyle Isparta’yı nurlandıran diğerleri gibi, Kastamonu’nun tenvirine de koşmaları ve şimdi tanıdığım Mustafa ve Mustafa ve Mustafa ve Eyyûb, kalemleriyle, eski dost gibi ümmîliğime yardım etmeleri, elbette, şüphesiz فَاِنَّكَ مَحْرُوسٌ بِعَيْنِ الْعِنَايَةِ müjdesini tam tasdik ederler.