Risale‑i Nur şâkirdlerinden Hâfız Tevfik, Mehmed Feyzi, Emin, Hilmi, Kâmil’in bir fıkrasıdır
Gavs‑ı A'zam’ın, Üstadımız hakkında فَاِنَّكَ مَحْرُوسٌ بِعَيْنِ الْعِنَايَةِfıkrasıyla, inâyet ve teshîle mazhar olduğuna ve tevâfuk, Risale‑i Nurun kerâmetinin bir mâdeni bulunduğuna pek çok emârelerden, bu bir-iki gün zarfında, küçük ve latîf, fakat kat'î kanâat veren cüz'î hâdiselerin tevâfukunda gözümüzle gördüğümüz inâyet-i Rabbâniye’nin nümûnelerinden beş-altısını beyân ediyoruz ki onlar, bu iki gün zarfında beraber vukû' bulmuş.
Birincisi: Dün, Üstadımıza, Risale‑i Nura ait üç hizmet lâzım geldi. Kimse de yok. Biz de uzaktayız. Merdivenden inip, bir çocuğu bulup, bizlere göndermek niyetiyle kapıyı açtı. Risale-i Nurun o hizmetini görecek fevkalâde bir tarzda, dakikasıyla, üç şâkirdi kapıya geldiler.
İkincisi: İki seneden ziyâde Risale‑i Nurun mühim parçaları, Risale-i Nurun berekâtıyla hânesi yangından kurtulan Hâfız Ahmed kendine yazdırıp, başka bir kaza ve nahiyede bulunan bir-iki zât onları, istinsah için aldılar. İki seneden beri ellerinden kaçırıp, mahcûbiyetlerinden haber vermedikleri için hem biz, hem Hâfız Ahmed, merak, hem hiddet ediyorduk. O kitaplar, bugün geldiği aynı vakit, dün aynı saatte, Üstadımıza, beş seneden beri, her birkaç gün zarfında kolaylık için bir parça yemek pişirmek ile hatırını soruyordu. İki seneden beri o âdeti terketmişti. Hem komşuluktan da başka yere nakletmesiyle, iki senedir o âdet terkedilmiş iken, yine dün, o aynı saatte, iki sene evvelki aynı âdetiyle, o zâtın hânesinden, aynen eskisi gibi, küçücük bir hatır sormak nev'inde oğlu getirdi. Üstadımız dedi: “İki sene evvelki âdete lüzum kalmamış, siz de komşuluktan gitmişsiniz” dedi. Bugün aynı vakitte, o Hâfız Ahmed’in yazdırdığı kaybolan kitaplar, mükemmel bir sûrette istinsah ile beraber geldi. Bizde şübhe bırakmadı ki, bu latîf tevâfuk da, Risale-i Nur hakkındaki inâyetin bir cilvesidir.
Üçüncüsü: Üstadımız, – aynı – yine bugün Emin’e dedi: “Üç‑dört aydır her hafta karyesinden buraya gelen hâne sâhibesi gelmedi; kirasını, dört aydır almadı. Her hâlde cevab gönderin gelsin, alsın” dediği aynı dakikada, dört aydan beri yanına gelmeyen o hâne sâhibesi kapıyı vurdu, geldi. Beş aylık kirasını aldı. Üstadımız, bu hâdise-i inâyetten memnuniyeti için, uzak bir nahiyeden gelen, yuvarlak, hiç görmediğimiz ve burada bulunmayan bir küçük ekmeği o hâne sâhibesine verdi. Aynı vakitte, yirmi dakika zarfında, burada bulunmayan aynı ekmekten, iki sene Risale-i Nurun iki kitabını alıp mütâlaasının manevî ücretinden binde bir ücret olarak geldi. Ve bir parçacık aşûre çorbasını dahi yine o ev sâhibesine verdi. Aynen, o aşûrenin on misli kadar, latîf üç ekmek, yine iki sene iki kitabın okunmasına binde bir ücreti diye geldi. Gözümüzle gördük.
Hem yine Üstadımız, bugün, o hâne sâhibesine, yedi senedir adını bilmediği için “İsmin nedir?” diye sormuş. O da demiş: “Hayriye”dir. Hayriye isminde olmak tevâfukuyla, iki saat sonra, Hayri nâmında Risale‑i Nurun bir şâkirdi haberimiz yokken İstanbul’a gitmiş. Hem ticâret münâsebetiyle iki mühim şâkirdler dahi gidip geç kaldılar. Maddî, manevî fırtınalar münâsebetiyle Üstadımız onları, hem oradaki mühim bir şâkirdi çok merak ediyordu. Bugün o Hayri, iki saat Hayriye’den sonra geldi; o üç şâkird hakkındaki merakı izâle ettikten sonra, dört aydan beri devam eden “tefârik” nâmında Üstadımızın bir kokusu bugün bitmişti. Hayri’nin elinde bir küçük şişe… Dedi: “Size tefârik getirdim.” Biz de bu küçük, latîf tefârikteki tevâfuka Bârekallâh, dedik.
Bu iki gün zarfında bu küçücük nümûneler gibi, Üstadımız, Mu'cizât‑ı Ahmediye’nin tashihâtıyla meşgul olduğu için, bunlardan başka çok nümûneleri görmüş. Mâdem iki günde böyle inâyetin cilvelerini görüyoruz; Risale-i Nur dâiresi içinde dikkat edilse herkes – kendi nefsinde – hizmeti derecesinde böyle nümûneleri görebilir.
Risale‑i Nur Şâkirdlerinden:
Hâfız TevfikEVET
HilmiEVET
KâmilEVET
HayriEVET
Mehmed FeyziEVET
Emin EVET
Gözümüzle gördük.
Evet, ben de tasdik ediyorum. Said Nursî