Said Nursî’nin bir fıkrasıdır
Kardeşim Husrev, Lütfi, Rüşdü!
Size Üstad ve talebeler ve ders arkadaşları içinde fâide verecek bir fikrimi beyân edeceğim, şöyle ki:
Sizler – haddimin fevkınde – bir cihette talebemsiniz ve bir cihette ders arkadaşlarımsınız ve bir cihette, muîn ve müşâvirlerimsiniz.
Azîz kardeşlerim! Üstadınız lâyuhtî değil… Onu hatâsız zannetmek hatâdır. Bir bahçede çürük bir elma bulunmakla bahçeye zarar vermez. Bir hazinede silik para bulunmakla, hazineyi kıymetten düşürtmez. Hasenenin on sayılmasıyla, seyyienin bir sayılmak sırrıyla insaf odur ki, bir seyyie bir hatâ görünse de sâir hasenâta karşı kalbi bulandırıp i'tirâz etmemektir. Hakàika dair mesâilde külliyatları ve bazen de tafsilâtları sünûhât‑ı ilhâmiye nev'inden olduğundan hemen umumiyetle şüphesizdir, kat'îdir. Onların hususunda sizlere bazı müracaat ve istişârem, tarz-ı telâkkisine dairdir. Onlar hakikat ve hak olduklarına dair değildir. Çünkü, hakikat olduklarına tereddüdüm kalmıyor.
Fakat münâsebât‑ı tevâfukiyeye dair işâretler, mutlak ve mücmel ve küllî sûrette sünûhât-ı ilhâmiyedir. Tafsilât ve teferruâtta bazen perîşan zihnim karışır, noksan kalır, hatâ eder. Bu teferruâtta hatâm, asl’a ve mutlak’a zarar îrâs etmez. Zâten kalemim olmadığından ve kâtib her vakit bulunmadığından tâbiratım pek mücmel ve nota hükmünde kalır, fehmi işkâl eder.
Biliniz, kardeşlerim ve ders arkadaşlarım! Benim hatâmı gördüğünüz vakit serbestçe bana söyleseniz mesrûr olacağım. Hattâ başıma vursanız, Allah râzı olsun diyeceğim. Hakk’ın hatırını muhâfaza için başka hatırlara bakılmaz. Nefs‑i emmârenin enâniyeti hesabına Hakk’ın hatırı olan bilmediğim bir hakikati müdafaa değil, – ale'r-re'si ve'l-ayn – kabûl ederim.
Bilirsiniz ki; şu zamanda şu vazife‑i îmâniye çok mühimdir. Benim gibi zaîf, fikri çok cihetlerle inkısam etmiş bir bîçâreye yüklenmemeli, elden geldiği kadar yardım etmeli. Evet, mücmel ve mutlak hakàika; biz, zâhirî vesile olup, çıkıyor. Tanzim ve tasfiye, tasvir ise kıymetdâr, muktedir ders arkadaşlarıma aittir. Bazen onlara vekâleten tafsilâta, tanzimâta girişiyorum, noksan kalıyor.
Bilirsiniz ki, yaz mevsiminde dünya gafleti ziyâde hükmeder. Ders arkadaşlarımızın çoğu fütûra düşüp ta'tîl‑i eşgâle mecbur oluyor. Ciddi hakàik ile tam meşgul olamıyor. Cenâb-ı Hak kemâl-i Rahmetinden iki senedir ciddi hakàika nisbeten yemişler, fâkiheler nev'inden tevâfukât-ı latîfe ile ezhânımızı taltif etti, zihnimizi neş'elendirdi. Kemâl-i merhametinden o tevâfukât-ı latîfe meyveleriyle, ciddi bir hakikat-i Kur'âniyeye zihnimizi sevk etti ve rûhumuza, o meyveleri gıdâ ve kût yaptı. Hurma gibi, hem fâkihe hem kût oldu. Hem hakikat, hem zînet ve meziyet birleşti…
Kardeşlerim! Bu zamanda dalâlet ve gaflete karşı pek çok manevî kuvvete muhtacız. Maatteessüf, ben şahsım itibariyle çok zaîf ve müflisim. Hàrika kerâmâtım yok ki, bu hakàikı onunla isbât edeyim ve kudsî bir himmetim yok ki, onunla kulûbu celb edeyim. Ulvî bir dehâm yok ki, onunla ukùlü teshìr edeyim. Belki, Kur'ân‑ı Hakîm’in dergâhında, bir dilenci hàdim hükmündeyim. Bu muannid ehl-i dalâletin inâdını kırmak ve insafa getirmek için, Kur'ân-ı Hakîm’in esrârından bazen istimdâd ederim. Kerâmât-ı Kur'âniye olarak, tevâfukâtta bir ikram-ı İlâhî hissettim, iki elimle sarıldım.
Evet, Kur'ân’dan tereşşuh eden İşârâtü'l‑İ'câz ve Risale-i Haşir’de kat'î bir işâret hissettim. Emsâlleri bulunsun bulunmasın bence bir kerâmet-i Kur'âniye’dir. İşârâtü'l-İ'câz’ın bir sahifesine dikkat ettik; satırların başında bütün hurûfât ikişer ikişer olup, hàrika bir intizam ile hurûfâtın vaz' edildiğini gördük. Onuncu Söz’de medâr-ı tevâfuk (3, 4, 5, 6) rakamları, herbirisi 13’te ittifakları; o 13’ün de, Altıncı ve Sekizinci, mahrem Dördüncü Remizlerde mühim bir esrâr anahtarı olduğunu gördük. Bunda şübhemiz kalmadı ki, kağıt üzerinde dâima kalacak bir kerâmet-i Kur'âniye’dir, bir ikram-ı İlâhîdir ve doğrudan doğruya, risalenin ve îmân-ı Haşrin tasdikine bir imza telâkki ettik. Havada uçmak, su üzerinde yürümeğe benzemiyor. Onlar muvakkat, hem şahsın kemâline ve ihtiyarına, belki istidrâca verilebilir. Doğrudan doğruya hakikate – hususan bu zamanda – hizmet edemiyor.
Her ne ise, bir küçük mes'ele münâsebetiyle çok konuştum ve çok da isrâf ettim. Ahbabla fazla konuşmak merğûb olduğundan inşâallâh bu isrâf affolur.
Kardeşiniz Said Nursî