Üçüncü Kelime
Bütün hayatımdaki tahkîkatımla ve hayat‑ı ictimâiyenin çalkamasıyla hülâsa ve zübdesi bana kat'î bildirmiş ki: Sıdk, İslâmiyet’in üssü'l‑esâsıdır ve ulvî seciyelerinin râbıtasıdır ve hissiyat-ı ulviyesinin mizâcıdır. Öyle ise, hayat-ı ictimâiyemizin esâsı olan sıdkı, doğruluğu içimizde ihyâ edip onunla manevî hastalıklarımızı tedâvi etmeliyiz.
Evet sıdk ve doğruluk, İslâmiyet’in hayat‑ı ictimâiyesinde ukde-i hayatiyesidir. Riyâkârlık, fiilî bir nev'i yalancılıktır. Dalkavukluk, tasannu' alçakça bir yalancılıktır. Nifâk ve münâfıklık, muzır bir yalancılıktır. Yalancılık ise, Sâni'-i Zülcelâl’in kudretine iftira etmektir.
Küfür, bütün envâ'ıyla kizbdir, yalancılıktır. Îmân sıdktır, doğruluktur. Bu sırra binâen kizb ve sıdkın ortasında hadsiz bir mesâfe var; şark ve garb kadar birbirinden uzak olmak lâzım geliyor. Nâr ve nur gibi birbirine girmemek lâzım. Hâlbuki, gaddâr siyaset ve zâlim propaganda birbirine karıştırmış, beşerin kemâlâtını da karıştırmış.
Ey bu Câmi‑i Emevî’deki kardeşlerim ve kırk-elli sene sonra Âlem-i İslâm mescid-i kebîrindeki dörtyüz milyon ehl-i îmân olan ihvânımız! Necât yalnız sıdkla, doğrulukla olur. “Urvetü'l-Vüskà” sıdktır. Yani, en muhkem ve onunla bağlanacak zincir doğruluktur. Amma maslahat için kizb ise, zaman onu neshetmiştir…