Dördüncü Suâliniz
Yani sizin değil, İmâm Ömer Efendinin suâli ki, bedbaht bir doktor, Hazret‑i İsâ Aleyhisselâm’ın pederi varmış diye, dîvânecesine bir te'vil ile bir âyetten kendine güyâ şâhid gösteriyor…
O bîçâre adam bir zaman hurûf‑u mukattaa ile bir hat icâdına çalışıyordu. Hem pek çok harâretli çalışıyordu. O vakit anladım ki, o adam zındıkların tavrından hissetmiş ki, hurûfât-ı İslâmiyenin kaldırılmasına teşebbüs edecekler. O adam güyâ o sele karşı hizmet edeceğim diye çok beyhûde çalışmış. Şimdi bu mes'elede ve hem ikinci mes'elesinde yine zındıkların esâsât-ı İslâmiye’ye karşı müdhiş hücumunu hissetmiş ki böyle mânâsız te'vilât ile bir musâlaha yolunu açmak istediğini zannediyorum.
اِنَّ مَثَلَ ع۪يسٰى عِنْدَ اللّٰهِ كَمَثَلِ اٰدَمَ gibi nusûs‑u kat'iyye ile Hazret-i İsâ Aleyhisselâm pedersiz olduğu kat'iyyeti varken, tenâsüldeki bir kanunun muhâlefetini gayr-ı mümkün telâkki etmekle, vâhî te'vilât ile bu metîn ve esâslı hakikati değiştirmeye teşebbüs edenlerin sözüne ehemmiyet verilmez ve ehemmiyete değmez. Çünkü hiçbir kanun yoktur ki, şüzûzları ve nâdirleri bulunmasın ve haricine çıkmış ferdleri bulunmasın. Ve hiçbir kaide-i külliye yoktur ki, hàrika ferdler ile tahsîs edilmesin.
Zaman‑ı Âdem’den beri bir kanundan hiçbir ferd şüzûz etmemek ve haricine çıkmamak olamaz. Evvelâ, bu kanun-u tenâsül, mebde' itibariyle, iki yüz bin envâ'-ı hayvanatın mebde'leriyle hark edilmiş ve nihâyet verilmiş. Yani, en evvelki pederleri âdeta Âdem’leri hükmünde, iki yüz bin o evvelki pederler, kanun-u tenâsülü hark etmişler. Peder ve vâlideden gelmemişler ve o kanun haricinde vücûd verilmiş.
Hem her baharda gözümüzle gördüğümüz, yüz bin envâ'ın kısm‑ı a'zamı, hadsiz efrâdları, kanun-u tenâsül haricinde – yaprakların yüzünde, taaffün etmiş maddelerde – o kanun haricinde icâd edilir. Acaba mebde'inde ve hattâ her senede bu kadar şâzlarla yırtılmış, zedelenmiş bir kanunu, bin dokuz yüz senede bir ferdin şüzûzunu akla sığıştıramayan ve nusûs-u Kur'âniyeye karşı bir te'vile yapışan bir akıl, kaç derece akılsızlık ettiğini kıyâs et.
O bedbahtların kanun‑u tabîi tâbir ettiği şeyler, emr-i İlâhî ve irâde-i Rabbâniye’nin küllî bir cilvesi olan âdetullâh kanunlarıdır ki, Cenâb-ı Hak, o âdâtını bazı hikmet için değiştirir. Herşeyde ve her kanunda irâde ve ihtiyarının hükmettiğini gösterir. Hàrikulâde bazı ferdlerde hark-ı âdât eder. اِنَّ مَثَلَ ع۪يسٰى عِنْدَ اللّٰهِ كَمَثَلِ اٰدَمَ fermânıyla bu hakikati gösterir.