Ömer Efendinin o doktora dair ikinci suâli
O doktor, o mes'elede o kadar eblehâne hareket ediyor ki, sözlerini dinlemek yâhut ehemmiyet verip cevab vermekten çok aşağıdır. Bu bîçâre, küfür ve îmân ortasını bulmak istiyor. Onun ehemmiyetsiz bahsine karşı değil, belki yalnız Ömer Efendinin istifsarına göre derim:
Me'murât ve menhiyât‑ı şer'iyede illet, emr-i İlâhî’dir ve nehy-i İlâhî’dir. Maslahatlar ve hikmetler ise, müreccihtirler; emir ve nehyin taalluklarına ism-i Hakîm noktasında sebeb olabilir.
Meselâ, sefer eden, namazını kasreder. Bu namazın kasrına bir illet ve bir hikmet var. İllet, seferdir; hikmet, meşakkattir. Sefer bulunsa, meşakkat olmasa da, namaz kasredilir. Sefer olmasa, hânesinde yüz meşakkat görse, yine namaz kasredilmez. Çünkü meşakkat filcümle bazen seferde bulunması, kasr‑ı namaza hikmet olmasına kâfîdir ve seferi illet yapmasına da yine kâfîdir.
İşte, bu kaide‑i şer'iyeye binâen, ahkâm-ı şer'iye hikmetlere göre tağayyür etmiyor, hakîki illetlere bakar. Meselâ, o doktorun bahsettiği gibi, hınzırın etinden bildiği zarardan, hastalıktan başka, “Hınzır eti yiyen bir cihette hınzırlaşır.” kaidesiyle ve o hayvan, sâir hayvanat‑ı ehliye gibi zararsız yapılmıyor. Etinden gelen menfaatten ziyâde, çok zarar îrâs etmekle beraber, etindeki kuvvetli yağ, kuvvetli soğuk memleketi olan frengistandan başka tıbben muzır olduğu gibi, ma'nen ve hakikaten çok zararlı olduğu tahakkuk etmiş.
İşte bu gibi hikmetler, onun haram olmasına ve nehy‑i İlâhî taallukuna da bir hikmet olmuştur. Hikmet her ferdde ve her vakitte bulunmak lâzım değildir. O hikmetin tebeddülü ile illet değişmez. İllet değişmezse hüküm değişmez. İşte bu kaideye göre, o bîçâre adamın ne kadar şerîatın rûhundan uzak konuştuğu anlaşılsın. Şerîat nâmına onun sözüne ehemmiyet verilmez. Hàlıkın çok akılsız feylesoflar sûretinde hayvanları vardır!